Ergenlikte Akran Zorbalığı

Ergenlikte Akran Zorbalığı

Fizyolojik değişimlerin hızlı bir şekilde yaşandığı puberte (bluğ, erinlik dönemi) çocukluğun bitişini, ergenliğin ise başlangıcını simgeler. Fiziksel büyüme hızının ani bir şekilde arttığı, üreme organlarının geliştiği, yüz ve vücut oranlarının değiştiği, tüylenme gibi önemli fizyolojik değişimlerin gerçekleştiği puberte gençler için hem heyecan hem de kaygı veren bir geçiş evresidir.

Ergenlikte Akran ZorbalığıPuberte döneminin başlangıç yaşı, kişiden kişiye değişiklik göstermekle birlikte kızlarda ortalama 10-11 yaş arası, erkeklerde ise 12-14 yaş arası olarak kabul edilmektedir. Puberte olarak adlandırılan bu dışsal değişime karşılık gencin verdiği duygusal ve davranışsal uyum çabasını ise “ergenlik dönemi” olarak adlandırırız.

Ergenliğin ilk yıllarında değişim ve dönüşüm o kadar hızlıdır ki gençler bu dışsal değişime duygusal olarak ayak uydurmakta zorlanabilir. Çünkü bu süreç, çoğu zaman bir dizi karmaşık ve çelişik duyguyu da içinde barındırır: şaşkınlık, heyecan, gurur, korku, tiksinti, üzüntü, rahatsızlık, vb.

Her gelişimsel basamak, kazanımlar kadar, kendine has kayıpları da beraberinde getirir. Böyle düşünüldüğünde, ergenliğin, çocuğa büyüme ve ayrışma fırsatı sunan bir ara evre kadar, geride kalan çocukluğa (ve onun konforuna) dair tutulan bir yas süreci olduğunu da söyleyebiliriz: ergenliğe girişle çocuğun ilk sevgi nesneleri olan anne babasıyla olan ayrıcalıklı ve biricik ilişkisinin yerini yavaş yavaş dış dünyadaki diğer kişiler (akranlar, öğretmenler, vs.) almaya başlar. Bu yeni sosyal ilişkiler, fizyolojik değişimlerin süratle yaşandığı, akademik taleplerin arttığı ve anne babayla olan ilişkinin yeniden tanımlandığı bir dönemde gençler için güvenli bir alan oluştururlar. Ergenlikteki arkadaş ilişkilerinin çeşitli gelişimsel işlevleri vardır : ailenin korunaklı yaşamının geride kaldığı ve bağımsızlaşmanın, bireyselleşmenin öne çıktığı bu dönemde aracı olma görevini üstlenirler. Bu gruplar, türü ne olursa olsun, hassas ve kırılgan olan ergene güven ve aidiyet duygusu verir. Ergenliğin ilk yıllarında hızla arkadaş ve grup değiştiren ve daha çok aynı cinsiyetten ve daha küçük gruplar içinde olmayı seçen ergenler, zamanla ilişkilerinde daha seçici olurlar. Artık daha karma gruplara yönelen ergenler tarafından grup içinde kabul görme çok önemli hale gelir.

Akran Zorbalığı

Ergenlikte Akran Zorbalığı Ancak ergenlikte arkadaşlıkların ve grupların yapıcı olduğu kadar yıkıcı bir etkisi olduğu durumlar da olabiliyor. Farklılık ve belirsizliğin yoğun kaygı yarattığı ergenlikte, gençler birbirlerine karşı oldukça sert ve zalim davranabiliyorlar. İçinde bulunduğu sosyal grubun varlığı sayesinde daha fazla risk alabilen ergen hem baskınlık sağlamak, hem de grup içinde kabul görmek için zorbalığa başvurabiliyor. Farklı tanımları olan akran zorbalığı, bir kişinin bir ya da birden fazla kişi tarafından belirli bir süre içinde, tekrarlayıcı bir şekilde rahatsız eden davranışlara maruz kalması olarak tanımlanabilir. Bir davranışın zorbalık olması için, davranışın kasıtlı olması, belirli bir süre zarfında birden fazla kere tekrarlanmış olması ve zorba ve mağdur arasında bir güç dengesizliğinin olması gerekmektedir. Ancak, akran zorbalığı, sadece zorba ve mağdur (kurban) arasında yaşanan bir problemden çok, bir grup olgusu olarak ele alınmalıdır. Yani zorbalık belirli bir sosyal bağlam içinde ortaya çıkan, çeşitli faktörlerin etkin olduğu bir davranışa işaret etmektedir.

Siber Zorbalık

Siber ZorbalıkGünümüzde, gençlerin arkadaşlarıyla olan iletişiminde teknoloji temelli iletişim araçları (akıllı telefon, bilgisayar, tablet vb.) ve bu araçlarda bulunan internete dayalı uygulamaların (mesajlaşma, e-posta, sohbet odaları, sosyal paylaşım siteleri vb.) önemi yadsınamayacak bir düzeydedir. Ergenler sosyal medyayı iletişim, eğlence veya eğitim gibi çok çeşitli amaçlarla kullanmaktadır . Gün içerisinde cep telefonu, mesajlaşma, sosyal paylaşım siteleri, e-posta veya sohbet odası gibi yollarla teknolojik araçları kullanarak akranlarıyla iletişim kurabilmektedir

Özellikle internete dayalı iletişim araçlarının kullanımının artmasıyla ortaya çıkan bir zorbalık türü de “siber zorbalık” olarak tanımlanmaktadır. Ergenlerin dünyasında önemli bir yeri olan siber zorbalık, okullarda sık karşılaşılan akran zorbalığının siber ortama taşınmasıdır. Siber zorbalığın geleneksel zorbalıktan farklarını temel olarak şu şekilde sıralayabiliriz;

  1. Anonim olması
  2. Kişinin internete ve cep telefonuna erişebildiği her yerde ve her zaman ortaya çıkabilmesi
  3. Çok hızlı ve çok sayıda kişiye ulaşabilmesi
  4. Fiziksel etkileşimin olmaması ve güç dengesizliğinin gerekmemesi
  5. Daha az planlama gerektirmesi
  6. İnternette siber zorbalık davranışlarını denetleyecek birinin olmaması
  7. Yakalanma riskinin düşük olması

Günlük hayatta kişiler arası yaşanan bazı olumsuz durumlar (hakaret, tartışma, rahatsız etme vb.), internet ortamına taşınabilmekte ve siber zorbalığı ya da mağduriyeti ortaya çıkarabilmektedir.

Araştırmalar, siber zorbalığın, kurbanlar üzerinde ciddi sonuçlara yol açtığını gösteriyor. Siber zorbalığın hedefindeki insanların özgüvenle ilgili ciddi zorluklar yaşadığı, intihara daha eğilimli, hayata karşı daha çekingen ve depresif olduklarını gösteriyor. Yapılan araştırmalarda fiziki olarak zorbalığa uğrayan ergenlerin de büyük psikolojik sorunlar yaşadığı belirtiliyor. Siber zorbalık yapan kişiler, genelde sosyal hayatta en güçsüz gördükleri kişileri hedef alıyor. Bunun sonucunda ise siber zorbalığa maruz kalan kişiler (özellikle ergenler) kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmeye başlıyorlar. Siber zorbalığa maruz kalan ergenlerde diyete başlama, saç şeklini değiştirme, spora başlama gibi durumlar görülebiliyor. Ayrıca, siber zorbalığa uğrayan ergenler okula gitmekten çekinebiliyor ve bu da devamsızlıkla ilgili problemler getirebiliyor.

Zeynep KoçakUzman Klinik Psikolog

Zeynep Koçak
Uzman Klinik Psikolog

Bu danışmanlık hizmeti Uzman Klinik Psikolog Zeynep Koçak tarafından verilmektedir.

Özgeçmişi Okuyun

Ergenlerde Sınav Kaygısında EMDR Terapisinin Kullanımı

Ergenlerde Sınav Kaygısında EMDR Terapisinin Kullanımı

Her ergen ebeveyni, ergenliğin zorlu bir dönem olduğunu bilir: ergenlik şaşırtıcı fırsatlarla dolu olmasına rağmen, içinde kaygı, endişe ve belirsizlik duygusunu da barındıran bir gelişim dönemidir ve bu dönem sadece ergenleri değil, ergen ebeveynlerini de büyük ölçüde değiştiren ve dönüştüren bir dönemdir. Fiziksel, duygusal ve sosyal değişimlerin üst üste bindiği bu çalkantılı ve çatışmalı yıllar, ergenin kendisi kadar, onun değişimini anlamaya ve ayak uydurmaya çalışan yakın çevresini de güçlüklerle karşı karşıya bırakır. Yakın çevresi ve ailesi tarafından hem anlaşılmak isteyen hem de aynı zamanda anlaşılmaya direnen ergenin iki çelişkili duygu ve istek arasında sıkça gidip geldiğini görürüz; bir yanda bir an önce büyümek ve bağımsızlaşmak isterler, sabırsız ve tahammülsüzdürler, diğer yandan ise çocukluğun konforunu geride bırakmak istemezler.

Ergenlerde Sınav KaygısıErgenliğin başlarında, ergenin ailesiyle ilişkisinde önemli bir değişiklik yaşanır: ergenin ilişkilerinin merkezi yavaş yavaş aileden dış dünyaya (okul, arkadaşlar, öğretmenler, vb.) doğru kaymaya başlar. Birçok ergen anne babası bu dönemde çocuklarının kendilerine artık eskisi kadar ihtiyaç duymadığından yakınır. Gençler, bu yıllarda ailelerinden ve çevrelerinden gelen varsayımları, değerleri ve fikirleri sorgulamaya başlarlar. Ergenler kendi kişiliklerini oluşturmaya çalışırken kendi değer ve yargı sistemlerini de inşa etmeye çalışırlar. Ergen için, daha önceki yıllarda, anne babasına benzemek, onlarla bir olmak ve onlar tarafından beğenilmek önemliyken, şimdi bu beğenilme ve onaylanma arzusunu yaşıtlarına yöneltirler. Bu yüzden de, artık daha çok yaşıtlarıyla beraber olmak, bir grubun içine girmek ve orada kabul görmek isterler.

EMD TerapisiErgenlik, aynı zamanda, olumlu (ve olumsuz anlamda) rekabetin ön plana çıktığı, sorumluluk, beklenti ve taleplerin arttığı bir dönem olarak da kritik bir dönemeçtir. Akademik anlamda somut adımlar atma ve geleceğine dair bir yön çizme yükümlülüğüyle karşı karşıya gelen ergen yoğun bir kaygı duyabilir. Belirli bir miktar olduğunda insana yaşamsal bir güç veren kaygının, aşırıya kaçtığında ketleyici bir etkisi vardır. Kaygılı genç kendine kaygı veren durumlardan olabildiğince uzak durmak ve kaçınmak ister. Bu durumlar, sınav ve testler kadar performans gerektiren (sözlüler, sunumlar, vs.) diğer durumları da kapsayabilir. Okul hayatı içinde bu durumlardan uzak durmak mümkün olmadığı için (örneğin, sınava girmeme şansının olmaması gibi) gençler birçok durumda kaygı ve endişe yaşayabilirler. Sınav kaygısı, dikkat ve bellek işlevlerini olumsuz yönde etkilediğinden, hem gencin sınavdaki performansını aşağıya çeker hem de özgüvenini kırar

EMDR Terapisi Nedir? EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

EMDR Terapisi Nedir? EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?1980’lerin ortalarında Francine Shapiro tarafından geliştirilmiş bir terapi yöntemi olan EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşlemleme) travma sonrası stres bozukluğunun tedavisi için geliştirilmiş bir yöntem olsa da, günümüzde kaygı bozuklukları, endişe, panik, atak, korku, fobi ve depresyon gibi çeşitli alanlarda yaygın olarak kullanılan etkin bir tedavi yöntemidir. EMDR terapisi özünde, bugün yaşadığımız sorunların, geçmişte yaşanan sindirilmemiş travmatik deneyimler sonucunda oluştuğu teorisine dayanır. EMDR teorisine göre travmatik ve sarsıcı bir olay yaşandığında, beyin bu bilgiyi işleyemiyor (tıpkı sindirilememiş bir yemek gibi) ve bu anı beyinde farklı bir yerde hapsoluyor. Kişi, bu olayı hatırlatan bir tetikleyiciyle karşılaştığında o olaya dair düşünceleri, duyguları, duyumları yeniden yaşıyormuş gibi deneyimleyebiliyor. Travmatik olaylar, sel, deprem, kaza gibi büyük olayları içerebildiği gibi, bizi kaygılandıran, endişelendiren, korkutan ve gündelik hayat akışımızı bozan ve sarsan yaşantıları da kapsar. EMDR’da, zihinde işlevsel olmayan bir şekilde iş görmeye devam eden ve kendimize ilişkin negatif inançlar, fikirler, duygular oluşturmamıza neden olan olumsuz anılarla çalışılır. EMDR seansı sırasında, terapist danışanın el hareketlerini gözleriyle takip etmesini ister; bazı durumlarda göz hareketlerini takip edemeyen ve konsantre olmakta güçlük çeken danışanlarla dokunarak ya da sesler aracılığıyla da çift yönlü uyarım harekete geçirilebilir. Çift yönlü uyarım anıların ve çağrışımların hızlanmasına ve beynin işlemleme sisteminin uyarılmasına neden olur. Bu şekilde, belirli bir protokol takip ederek, kişinin geçmişinde özümseyemediği travmatik deneyimler yeniden işlenerek hem duygusal yoğunluklarından arındırılır hem de kişinin kendine dair daha olumlu düşünce ve fikirler geliştirmesine yardım edilir.

EMD Terapisi Nasıl Uygulanır?EMDR diğer terapi yöntemlerine göre hızlı sonuç alınan hedef odaklı bir çalışmadır. Sekiz aşamalı bir çalışma olan EMDR tedavisinde, geçmiş kadar bugün ve gelecek üzerinde de çalışılır. Böylece, gencin hem geçmişinde kendisine dair olumsuz inançlar edinmesine neden olan anıları, hem de şimdi ve gelecekte kendisine kaygı veren durumlarla nasıl baş edilebileceği üzerinde çalışılır. Mesela, gencin şu anda yaşadığı sınav kaygısının altında kendisi hakkındaki olumsuz inancı “Başarısızım ya da Yetersizim” ve onunla birlikte gelen olumsuz beden duyumları ve duyguları (mesela, çarpıntı, mide bulantısı ve korku duygusu) yatıyor olabilir. Bir başka örnek, deneme sınavlarında beklediğinin altında performans gösteren ve bu yüzden özgüveni zedelenen ve bunu da öfke patlamalarıyla açığa vuran bir gencin kaygısı, geçmişinde yaşadığı sarsıcı olayların yarattığı olumsuz duygu ve düşüncelerle ilişkili olabilir. Bu negatif inançlar ve onların bağlı olduğu anılar, duygular ve beden duyumları günlük hayat akışı içinde çeşitli durumlarda tetiklenebilir. EMDR tedavisinde kişinin kendisi hakkında geçmişte oluşturmuş olduğu olumsuz inanç kadar bugün kaygısını tetikleyen durumlar ve ileride kaygı verici durumlarla karşılaştığında ne yapabileceği üzerine de çalışılır. Sınav kaygısı ile çalışılırken genci rahatlatacak bazı öz-kontrol teknikleri de (gevşeme egzersizleri) öğretilir.

Zeynep KoçakUzman Klinik Psikolog

Zeynep Koçak
Uzman Klinik Psikolog

Bu danışmanlık hizmeti Uzman Klinik Psikolog Zeynep Koçak tarafından verilmektedir.

Özgeçmişi Okuyun

Okula Başlamak Zor Olduğunda…

Okula Başlamak Zor Olduğunda…

Okula başlamak birçok çocuk için merakla ve hevesle beklenen heyecan verici bir deneyim iken, bir grup çocuk için belirsizliklerle dolu, bolca kaygı ve endişe barındıran bir durumdur. Okula başlamak, çocuğun gelişimi boyunca deneyimleyeceği belli başlı ayrışmalardan önemli bir tanesidir. Doğumu ile anne karnından ayrılan yenidoğan, bebeklik döneminde önce annesinin memesinden, ileriki dönemlerde ise emzik ve biberondan ayrılır. Yürümeye başlaması ile annesinin gözetimi altında dünyayı keşfetmeye başlayan çocuk, annesinden ayrı bir birey olduğunu fark edip bireyselleşmeye doğru bir adım daha atacaktır. Yalnız uyuma, kendi kendini meşgul edebilme, bireysel oyunların başlayışı ve tuvalet becerisinin edinimi derken artık daha önce hiç deneyimlemediği uzunlukta anne-babasından uzakta kalmayı ve onlardan kısa süreli ayrılmayı tolere etmesini gerektiren yepyeni bir deneyim ile karşı karşıyadır.

Okula Başlamak Zor Olduğunda...Çocuğun okula başlangıcında nasıl bir tepki vereceği hayatının önceki dönemlerinde ayrılıklara verdiği tepkilerle ilişkili olabileceği gibi, önceki ayrılıkları gayet iyi tolere etmiş çocuklarda da okula başlangıçta büyük tepkilerle karşılaşabiliriz. Hayatta olumlu (aileye yeni bir bebeğin gelişi, ev değişikliği, anne-babanın iş değişiklikleri vb.) ya da olumsuz (bakıcının evden ayrılışı, ölümler, yakın dönemde geçirilen hastalık, ebeveynler arası kavgalar, boşanma vb.) değişikliklerin olduğu dönemde çocuğun okula karşı direnci oluşabilir. Özellikle bu gibi zorlayıcı dönemlerde çocukların güvenlik hissi sarsılabileceğinden, hayatta bir diğer yeniliğe, yani okula, şiddetli tepkiler doğabilir.

Örneğin, yeni kardeşi olmuş ve evdeki yeni dengelere alışmaya çalışan bir çocuk, anne ve bebeği baş başa bırakarak okula gitmeyi ‘evden atılma’ olarak deneyimleyebilir ve okula gitmekten kaçınabilir. Ya da yakın zamanda bakıcısından vedalaşamadan aniden ayrılan bir çocuk, o okuldayken anne-babası tarafından da ‘terk edileceğini’ hayal edip okula gitmeyi reddedebilir. Çocukların bu kaygıları kimi zaman açık bir şekilde okula gitmemek istememe olarak kendini gösterebileceği gibi, daha gizil biçimlerde davranış değişiklikleri olarak da (ör: inatçılık ve krizlerin artışı, alt ıslatmalar, uyku rutininde bozulmalar, gece nöbetleri, içe kapanma) ifade bulabilir.

Devamını Oku

#SOSYAL MEDYA: Özgürlük ve Tutsaklık

#SOSYAL MEDYA: Özgürlük ve Tutsaklık

Oyun ve sosyalleşme mahalle aralarından, okul bahçelerinden tabletlere ve ceplere doğru aktığından beri kafalarımız hayli karışık. Ne onunla ne onsuz durumu ailelerin de eğiticilerin de ikilemi...

Yetişkinin kendi konumunu oturtamadığı elektronik oyun, sosyal medya ve mobil telefon halleri çocuklara ne yapsak da bu durumdan kurtarsak sorusunu cevapsız bırakıyor.

Kendimiz içindeyken hiç de fark etmememiz, karşımızdaki çocuk veya yetişkinin ekranda kaybolma durumundan epeyce rahatsız olmamız, çaresizliğin ve kafa karışıklığımızın gündelik hali.

Çocukları nerede ve nasıl limitleyeceğimizi kararlaştırmadan önce yetişkin hallerimize bir bakalım. En ilgisiz olduğumuz durumda bile pek çok kişinin sözde mahremini biliyor, çoğunu sadece sosyal medyadan tanıyor, yetinmeyip haklarında keskin kararlar vermiyor muyuz? Birileri ideal kimliği ile görünen bir hayat arz ederken ötekiler de merakla sözde mahreme girmeyi talep etmiyor mu?

Yaklaşık kaç tane sosyal gruba üyesiniz mesela? Sürekli gelen mesajlardan hem şikayet edip hem de grubun içinde olmamayı bir iteklenme gibi yaşamayan kaç kişiden söz edebiliriz?

Akşamları ailece bir arada iken gündüz sardığınız oyunun puanı, gelen oyun teklifleri de aklınızı çeliyordur. Bütün bunlar, tamamen vazgeçelim, sadece kitap okuyarak, ailece oyun oynayarak, ortak sohpetlerle zaman geçirelim anlamına gelmiyor. Sadece farkında olalım. Kendi yetişkin duruşlarımızı anlamlandırmadan çocuk ve gençler için hiçbir konuda strateji üretemeyiz.

Devamını Oku

Ergenlerde Sınav Kaygısı

Ergenlerde Sınav Kaygısı

Sınavı kazanamazsam herşey biter...

Sınavı düşündükçe elim ayağım birbirine karışıyor...

Endişelenmekten çalışmaya vaktim kalmıyor...”

Örneğin, bir yılanın bize doğru yaklaştığını gördüğümüzde korku duyarız. Oysa kaygı sözkonusu olduğunda tehdit ya da tehlike potansiyeldir. Kişi zorlandığını ya da başa çıkma mekanizmalarının yetersiz kaldığını hissettiğinde kaygılanır. Yani kaygıda kişinin yaşamını tehdit eden bir dış tehlikeden çok, benliğini tehdit eden içsel bir tehlike söz konusudur. Öyleyse kaygının aslında kişiye rahatsızlık veren olayın ya da durumun kendisinden çok, o olayın/durumun taşıdığı anlamdan kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Sınav kaygısını, sınav öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşanan bedensel, duygusal ve davranışsal değişimlerle kendisini gösteren bir uyarılmışlık hali olarak tanımlayabiliriz. Sınav kaygısı aslında içinde korkuyu da barındıran ama onunla sınırlı kalmayan bir duygudur. Sınav kaygısı, hem sosyal fobi, hem de performans kaygısıyla yakından ilişkilidir. Sınava hazırlanan gencin kaygısı yalnızca sınavda başarısız olabilme olasılığıyla ilgili değil, bu gencin çevresine ilişkin duyduğu endişeyle de ilgilidir.

Ergen kendi değerlerini ve kişiliklerini çevrelerinin kendilerine yönelik atıflarıyla oluşturur; o yüzden kendi kişiliğini arayan ergen için diğerlerinin gözünde kötü bir duruma düşme, başarısız görünme olasılığı çok kaygı vericidir. Ergenin burada yaşadığı sadece başarısızlık değil, başarısızlığın beraberinde getirdiği değersizlik duygusu ve küçük düşme endişesidir.

Sınav kaygısının belirtilerini bedensel, duygusal ve davranışsal belirtiler olarak üç gruba ayırabiliriz. Bedensel olanların arasında, solunumun hızlanması, titreme, bulantı, ishal, çarpıntı ya da kalp hızında artışı sıralayabiliriz. Çaresizlik, giderilmeyen sıkıntı hissi, güvensizlik, gerginlik, endişe ve panik hali başlıca duygusal belirtilerdir. Kaygının davranışsal belirtileri arasında ise en belirgin olanları, uyku sorunları, agresif davranışlar, kaçma/kaçınma, erteleme davranışlarıdır.

Devamını Oku

Yetenekleri Keşfetmek: Çocuğunuzun Verdiği İpuçlarını Takip Edin

Yetenekleri Keşfetmek: Çocuğunuzun Verdiği İpuçlarını Takip Edin

Aileler, çocuklarının yeteneklerine ve dolayısıyla mesleki yönelimlerine erken yaştan destek verebilirler mi? Yapılan pek çok araştırma göstermektedir ki, yetenek ve zekâ ağırlıklı olarak genetik faktörlere bağlı olmakla beraber çevresel imkânlar, deneyim fırsatları da yeteneklerin ve zekânın şekillenmesinde rol oynar. Genetik miras olan yetenekler, aynı zamanda anne babanın çocuğa davranışları, ailedeki atmosfer, deneyim imkânları gibi pek çok dışsal faktörden etkilenir.

Kuşkusuz küçük yaştan itibaren çocukların bazı yetenekleri, ilgileri diğerlerine nazaran daha ön plana geçebilir, daha görünür olur. Bazı çocuk dil gelişiminde daha erken olgunlaşırken bir diğeri bedensel/motor beceriler alanında daha görünür olabilir. Bazı çocuklarda ise belirgin bir fark gözlenmeyebilir. Çocukların küçük yaşta gösterdikleri beceriler bir fikir vermekle beraber ileride yöneleceği alanlar açısından kesin belirleyici olmazlar.

Anne babalar çocuklarının büyüyünce mutlu olacakları bir mesleği seçmesini istediklerini söylerler çoğunlukla. Ve hiçbir zaman zorlamayacaklarını, etki altında bırakmayacaklarını, sadece ona ellerinden geldiğince imkân sunmak istediklerini söylerler, nasıl destek olacakları ile ilgili tavsiyeler isterler uzmanlardan.

En temelde bir çocuğun yeteneklerinin ortaya çıkabilmesi için optimal şartlar gerekmektedir. Yeteneklerinin gelişip serpilebilmesi için duygusal/ruhsal açıdan sağlıklı bir arka plana ihtiyaç vardır. Hayatın ilk yılları bu açıdan çok önemlidir. Bu sürecin önemli etkisi hayatın her aşamasında karşımıza çıkabilir. İnsanlarla güvenli İlişki kurma, sürdürme, empati, sınırlar, merak etme, vazgeçmeme gibi davranış özelliklerinin temeli erken dönemde anne ve baba ile olan ilişkiler çerçevesinde atılır.

Devamını Oku

Nesil Aile Danışma Merkezi


Çalışma Saatlerimiz

  • Hafta İçi: 9:00 - 18:00
  • Cmt: 9:00 - 18:00
  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120

Adresimiz

Süleyman Seba Cd. No:62 Spor Ap. Kat:1 Daire:2
Vişnezade / Beşiktaş/ İstanbul



  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120
Whtasapp eBülten Aboneliği

Güncel psikoloji haberleri ve makalelerini ücretsiz takip etmek için telefon numaranızı yazın.