#SOSYAL MEDYA: Özgürlük ve Tutsaklık

#SOSYAL MEDYA: Özgürlük ve Tutsaklık

Oyun ve sosyalleşme mahalle aralarından, okul bahçelerinden tabletlere ve ceplere doğru aktığından beri kafalarımız hayli karışık. Ne onunla ne onsuz durumu ailelerin de eğiticilerin de ikilemi...

Yetişkinin kendi konumunu oturtamadığı elektronik oyun, sosyal medya ve mobil telefon halleri çocuklara ne yapsak da bu durumdan kurtarsak sorusunu cevapsız bırakıyor.

Kendimiz içindeyken hiç de fark etmememiz, karşımızdaki çocuk veya yetişkinin ekranda kaybolma durumundan epeyce rahatsız olmamız, çaresizliğin ve kafa karışıklığımızın gündelik hali.

Çocukları nerede ve nasıl limitleyeceğimizi kararlaştırmadan önce yetişkin hallerimize bir bakalım. En ilgisiz olduğumuz durumda bile pek çok kişinin sözde mahremini biliyor, çoğunu sadece sosyal medyadan tanıyor, yetinmeyip haklarında keskin kararlar vermiyor muyuz? Birileri ideal kimliği ile görünen bir hayat arz ederken ötekiler de merakla sözde mahreme girmeyi talep etmiyor mu?

Yaklaşık kaç tane sosyal gruba üyesiniz mesela? Sürekli gelen mesajlardan hem şikayet edip hem de grubun içinde olmamayı bir iteklenme gibi yaşamayan kaç kişiden söz edebiliriz?

Akşamları ailece bir arada iken gündüz sardığınız oyunun puanı, gelen oyun teklifleri de aklınızı çeliyordur. Bütün bunlar, tamamen vazgeçelim, sadece kitap okuyarak, ailece oyun oynayarak, ortak sohpetlerle zaman geçirelim anlamına gelmiyor. Sadece farkında olalım. Kendi yetişkin duruşlarımızı anlamlandırmadan çocuk ve gençler için hiçbir konuda strateji üretemeyiz.

Devamını Oku

Ergenlerde Sınav Kaygısı

Ergenlerde Sınav Kaygısı

Sınavı kazanamazsam herşey biter...

Sınavı düşündükçe elim ayağım birbirine karışıyor...

Endişelenmekten çalışmaya vaktim kalmıyor...”

Örneğin, bir yılanın bize doğru yaklaştığını gördüğümüzde korku duyarız. Oysa kaygı sözkonusu olduğunda tehdit ya da tehlike potansiyeldir. Kişi zorlandığını ya da başa çıkma mekanizmalarının yetersiz kaldığını hissettiğinde kaygılanır. Yani kaygıda kişinin yaşamını tehdit eden bir dış tehlikeden çok, benliğini tehdit eden içsel bir tehlike söz konusudur. Öyleyse kaygının aslında kişiye rahatsızlık veren olayın ya da durumun kendisinden çok, o olayın/durumun taşıdığı anlamdan kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Sınav kaygısını, sınav öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşanan bedensel, duygusal ve davranışsal değişimlerle kendisini gösteren bir uyarılmışlık hali olarak tanımlayabiliriz. Sınav kaygısı aslında içinde korkuyu da barındıran ama onunla sınırlı kalmayan bir duygudur. Sınav kaygısı, hem sosyal fobi, hem de performans kaygısıyla yakından ilişkilidir. Sınava hazırlanan gencin kaygısı yalnızca sınavda başarısız olabilme olasılığıyla ilgili değil, bu gencin çevresine ilişkin duyduğu endişeyle de ilgilidir.

Ergen kendi değerlerini ve kişiliklerini çevrelerinin kendilerine yönelik atıflarıyla oluşturur; o yüzden kendi kişiliğini arayan ergen için diğerlerinin gözünde kötü bir duruma düşme, başarısız görünme olasılığı çok kaygı vericidir. Ergenin burada yaşadığı sadece başarısızlık değil, başarısızlığın beraberinde getirdiği değersizlik duygusu ve küçük düşme endişesidir.

Sınav kaygısının belirtilerini bedensel, duygusal ve davranışsal belirtiler olarak üç gruba ayırabiliriz. Bedensel olanların arasında, solunumun hızlanması, titreme, bulantı, ishal, çarpıntı ya da kalp hızında artışı sıralayabiliriz. Çaresizlik, giderilmeyen sıkıntı hissi, güvensizlik, gerginlik, endişe ve panik hali başlıca duygusal belirtilerdir. Kaygının davranışsal belirtileri arasında ise en belirgin olanları, uyku sorunları, agresif davranışlar, kaçma/kaçınma, erteleme davranışlarıdır.

Devamını Oku

Yetenekleri Keşfetmek: Çocuğunuzun Verdiği İpuçlarını Takip Edin

Yetenekleri Keşfetmek: Çocuğunuzun Verdiği İpuçlarını Takip Edin

Bazı çocuk dil gelişiminde daha erken olgunlaşırken bir diğeri bedensel/motor beceriler alanında daha görünür olabilir. Bazı çocuklarda ise belirgin bir fark gözlenmeyebilir. Çocukların küçük yaşta gösterdikleri beceriler bir fikir vermekle beraber ileride yöneleceği alanlar açısından kesin belirleyici olmazlar.

Oyun yoluyla çocuk yeteneklerini keşfedip, geliştirirken, hayal dünyasını, becerilerini de sahneler. Bunu yapabilmek, kendi içindekileri çekinmeden ortaya koyabilme imkânını da sağlar. Gözlemlerini, arzularını, isteklerini, düşlerini sahneye koyarken hem eğlenir hem rahatlar hem de yeteneklerini geliştirir.

Aileler, çocuklarının yeteneklerine ve dolayısıyla mesleki yönelimlerine erken yaştan destek verebilirler mi? Yapılan pek çok araştırma göstermektedir ki, yetenek ve zekâ ağırlıklı olarak genetik faktörlere bağlı olmakla beraber çevresel imkânlar, deneyim fırsatları da yeteneklerin ve zekânın şekillenmesinde rol oynar. Genetik miras olan yetenekler, aynı zamanda anne babanın çocuğa davranışları, ailedeki atmosfer, deneyim imkânları gibi pek çok dışsal faktörden etkilenir.

Kuşkusuz küçük yaştan itibaren çocukların bazı yetenekleri, ilgileri diğerlerine nazaran daha ön plana geçebilir, daha görünür olur. Bazı çocuk dil gelişiminde daha erken olgunlaşırken bir diğeri bedensel/motor beceriler alanında daha görünür olabilir. Bazı çocuklarda ise belirgin bir fark gözlenmeyebilir. Çocukların küçük yaşta gösterdikleri beceriler bir fikir vermekle beraber ileride yöneleceği alanlar açısından kesin belirleyici olmazlar.

Anne babalar çocuklarının büyüyünce mutlu olacakları bir mesleği seçmesini istediklerini söylerler çoğunlukla. Ve hiçbir zaman zorlamayacaklarını, etki altında bırakmayacaklarını, sadece ona ellerinden geldiğince imkân sunmak istediklerini söylerler, nasıl destek olacakları ile ilgili tavsiyeler isterler uzmanlardan.

En temelde bir çocuğun yeteneklerinin ortaya çıkabilmesi için optimal şartlar gerekmektedir. Yeteneklerinin gelişip serpilebilmesi için duygusal/ruhsal açıdan sağlıklı bir arka plana ihtiyaç vardır. Hayatın ilk yılları bu açıdan çok önemlidir. Bu sürecin önemli etkisi hayatın her aşamasında karşımıza çıkabilir. İnsanlarla güvenli İlişki kurma, sürdürme, empati, sınırlar, merak etme, vazgeçmeme gibi davranış özelliklerinin temeli erken dönemde anne ve baba ile olan ilişkiler çerçevesinde atılır.

Devamını Oku

Ergenlik.. Ne Zor Şey: Ergenlikte Beyin Gelişimi

Ergenlik.. Ne Zor Şey: Ergenlikte Beyin Gelişimi

Çoğu anne-babanın korkuyla ve kaygıyla beklediği bir dönemdir ergenlik... Bu dönem üzerine çok sayıda kitap, makale yazılıp çizilmiş olsa da ne kitaplarda betimlenen ergen birebir uyar evinizdeki profile, ne de onun yaşadıkları ve size yaşattıkları kitapta yazılanlara..

Bir yandan giden çocukluktur, diğer yandan ise erişkin olamama durumudur aslında ergenlik. Bedensel ve ruhsal değişime giren ergen, çocukluğu artık geride bırakmıştır fakat yetişkinlerin sahip oldukları duygusal ve zihinsel olgunluktan da bir hayli uzaktadır. Biz yetişkinlerin, ergenlerin en zorlandığımız ve kimi zaman anlamlandıramadığımız davranışlarının temelinde de aslında bu farklılıklar yatmaktadır.

Ergen yetişkin vücudu özelliklerine kısa sürede ulaşsa da, beyin gelişiminin tamamlanması 20'li yaşların ortalarını bulur. Gelişimini arka kısımlardan öne doğru tamamlayan beynin en geç gelişen kısmı da ön loblardır. Ön lobların alın bölgesinde bulunan prefrontal korteks ise beynin gelişimini en uzun sürede tamamlayan ve en son gelişen bölümüdür. Burada ergenlik dönemiyle önemli değişiklikler yaşanır. Aslında ebeveynlerin ergenlerin anlamakta zorlandıkları davranışlarının neredeyse tümü beynin bu bölümü ile bağlantılıdır. Prefrontal korteks karar verme, planlama, özfarkındalık becerilerinin yanı sıra uygunsuz davranışları engelleme/tutma, diğer insanları anlayabilme gibi sosyal becerilere de ev sahipliği yapar. Dolayısıyla zaman zaman size kaba konuşan, söylediklerinize göz deviren veya bir karar alırken diğer kişilerin fikirlerini almayan, durumu başkalarının gözünden görüp değerlendiremeyen ergen bir oğlunuz veya kızınız varsa endişelenecek bir durum yok! Çocuğunuzun bu tip davranışlarının altında aslında gelişimini henüz tamamlamamış prefrontal korteksi yatmaktadır.

Devamını Oku

Nehrin Hangi Kıyısı?

Nehrin Hangi Kıyısı?

Anne babalara çocuk yetiştirmekle ilgili en önem verdikleri konular sorulduğunda; başarı, mutluluk, iyi ahlak sahibi olma, sosyal olarak beceriklilik gibi yüksek değerlerden söz ederler. Çok da haklıdırlar. Ancak günlük yaşam koşuşturması içinde bir yandan da çocuk yetiştirmeye çalışırken pek çok zaman bu değerler hiç akla gelmez ve tek düşünülen durumu kotarmak, çatışmayı çözmektir.

Bitmeyen ödevler, kapanmayan televizyonlar, darmadağın odalar, sürekli benim suçum değil tekrarları içinde en büyük dileğinizin o günü tamamlamak olduğu eminim çok başınıza gelmiştir. Hele o gün bir filmde ya da gerçek hayatta her şeyi mükemmel yapıyormuş gibi görünen bir anne-baba ile karşılaşmışsanız üzerine bir de yetersizlik duygusu çoktan eklenmiştir.

O anne-babalar organik şampuan kullanan, evde hep klasik müzik dinleyen, tablete eli değmemiş çocuklarını haftasonları müzelere götüren ve hiç tükenmiş hissetmeyen duruşlarıyla nasıl da ümidimizi kırarlar.

Öncelikle anne-babalıkta mükemmellik değil, yeteri kadar iyi olma hali vardır. Sağlıklı olan da budur.

İkinci olarak da günlük yaşam krizleri eğer bilinçli ele alınırsa hepimizin en yüksek ebeveyn hedeflerini gerçekleştirecek çok kıymetli deneyimlere dönüşebilmesidir.

Yani bir çatışmayı çözerken çocuğunuza sağlayacağınız katkı, el ele müze gezerken yapacağınız sohbetten daha az kıymetli değildir. Yeter ki farkında olun ve sağlam durun. Sağlamlık ve sağlıklı olma hali sakince akan bir nehrin ortasındaki sandalda seyahate benzer; huzurla yol alırsınız. Suyun akışı biraz değişirse ona göre esneyebilirsiniz.

Devamını Oku

Arkadaşım olur musun?

Arkadaşım olur musun?

Yaşamın en büyük keyiflerinden biri şüphesiz arkadaşlarımızla geçirdiğimiz hoş vakitler, paylaşabilmenin mutluluğu ve hayatın iniş çıkışlarında yanımızda olduğunu bildiğimiz sıkı bir dostun verdiği güvendir. Arkadaşa sahip olmanın ve birinin arkadaşı olmanın verdiği bu güzel duyguyu çocuklarımız da tatsın isteriz. Bu nedenle, anne-baba olarak onları arkadaş edinmeleri için sosyalleşebilecekleri ortamlara götürürüz, çocukları olan arkadaşlarımızla daha fazla vakit geçirmeyi çabalarız, bazen de yuvaya başlayıp günü sosyalleşebilecekleri bir geçirmeleri için sabırsızlanırız.

Anne-baba olarak, çocuklarımızın arkadaş edinmesini ve arkadaşları ile geçirdikleri vakitten zevk almalarını sağlamak için ise; farklı yaşlardaki çocukların sosyalleşme ihtiyaçlarını ve sosyal-duygusal gelişim düzeylerini anlamak ve arkadaşlık ilişkisi içinde ortaya sergileyebilecekleri farklı duygu ve davranışları ile baş edebilmek önemlidir.

Çocuğunuzun ‘ilk arkadaşı’...

Erken çocukluk döneminde kurulan ilk sosyal ilişkilerde çocuklar ‘birlikte’ oyun oynamaktansa, ‘yan yana’ oyun oynama eğilimindedirler. Bu yaşlardaki çocuğunuz ‘arkadaşıyla’ aynı ortamda yan yana oynayabilir, fakat bu oyun çoğunlukla ayrı ayrı oynadıkları oyuncaklar üzerinden gerçekleşecektir. Çünkü bu yaştaki çocuklar, henüz bir başkası ile ortak oyun materyalini paylaşarak sürdürebilecekleri karşılıklı bir oyunu oynamak için gerekli zihinsel ve sosyal-duygusal becerilere sahip değildirler.

Erken çocukluk döneminde kurulan ilk sosyal ilişkilerde çocuklar ‘birlikte’ oyun oynamaktansa, ‘yan yana’ oyun oynama eğilimindedirler. Bu yaşlardaki çocuğunuz ‘arkadaşıyla’ aynı ortamda yan yana oynayabilir, fakat bu oyun çoğunlukla ayrı ayrı oynadıkları oyuncaklar üzerinden gerçekleşecektir. Çünkü bu yaştaki çocuklar, henüz bir başkası ile ortak oyun materyalini paylaşarak sürdürebilecekleri karşılıklı bir oyunu oynamak için gerekli zihinsel ve sosyal-duygusal becerilere sahip değildirler.

Okul öncesi döneminde çocuğunuzun ‘en iyi arkadaşı’...

3-4 yaş civarında, çocukların dil, zihinsel ve sosyal-duygusal gelişimleri sosyal bir etkileşim başlatmak için olgunlaşmaya başlar. Bu dönemde ‘yan yana’ oyundan ‘birlikte’ oyun oynamaya geçilir. Çocukların ‘arkadaşları’ ile ilişkileri içinde bir miktar yan yana oynamayı da barındıran, kısa süren karşılıklı oyunlar haline gelir. Temalı ve yaratıcı bir oyundan çok (evcilik, korsancılık) genellikle oyuncakları ‘alma-verme’ şeklinde değiştirdikleri, oyuncaklarla ilgili gerçek ya da hayali konuşmalar yaptıkları oyunlar şeklindedir.

Bu dönemde çocuklar birbirlerinden ‘arkadaşım’ veya ‘en iyi arkadaşım’ olarak söz ederler. Çoğunlukla bu ‘arkadaşım’ tanımlaması, çocukluk ve ergenlik döneminde daha yoğun duygusal bağlarla kurulan arkadaşlıktansa ‘Şimdi seninle birlikte oyun oynuyoruz’ anlamına gelen daha basit bir tanımlamadır. Şüphesiz bu döneme ait arkadaşlık ilişkilerindeki oyuncak alış-verişleri ve ilk ‘birlikte’ oyun denemeleri iniş çıkışlarla doludur. Bu yaştaki çocuklar yan odada sessiz sakin oynuyorken birkaç dakika içinde bir kavgaya tutuşmuş bulmanız çok da şaşırtıcı değildir. Benzeri zamanlarda çocuğunuzdan ya da arkadaşından kavga sırasında sıkça duyabileceğiniz birşey ‘Artık benim arkadaşım değilsin!’ dir ki bu da başkalarıyla ilişkilerinde henüz problem çözme ve duygularını ifade etme becerileri gelişmemiş olan çocuğunuzun ‘Şimdi sana çok kızdım çünkü benim istediğim gibi oynamıyorsun!’ demesinin bir başka yoludur. Okul öncesi dönemdeki çocuğunuzun, arkadaş ilişkilerini başlatmak ve sürdürmek, sahip olduğu oyuncakları ve duygu-düşüncelerini paylaşmayı öğrenmek için zamana ihtiyaçları vardır.

Anne-baba olarak bu dönemde çocuklarımızın harika ve ömür boyu sürecek bir arkadaşlık ilişkisi kurmasını hayal edebiliriz. Bu dönemde çocuğunuzun arkadaşları çoğunlukla, parkta birlikte oynadıkları çocuklar, yuvadaki diğer çocuklar ya da komşunuzun çocuğunuzun yaşlarındaki çocuğu olabilir. Bu dönemde başlayan arkadaşlıklar ömür boyu sürmeyebilir, fakat çocuğunuzun bu ilk arkadaş ilişkileri altın değerindedir...

Devamını Oku

Nesil Aile Danışma Merkezi


Çalışma Saatlerimiz

  • Hafta İçi: 9:00 - 18:00
  • Cumartesi: 9:00 - 18:00
  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120

Adresimiz

Süleyman Seba Cd. No:62 Spor Ap. Kat:1 Daire:2
Vişnezade / Beşiktaş/ İstanbul


  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Profilimiz
  • Psikoloji Blogu

  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120