Ergenlerde Cinsel Kimlik ve Yönelim

Ergenlerde Cinsel Kimlik ve Yönelim

Puberte ile birlikte gelen ani fiziksel değişimler cinsel ilgi ve merakları da kaçınılmaz hale getirir. Genellikle kendi bedenine ilgi biçimde başlayan bu süreç, gencin yavaş yavaş çevresindekilere cinsel bir merakla yönelmesiyle devam eder. Ergenlik dönemi ilerledikçe ergenin merak ve fantezilerinin yerini cinsel deneyimler almaya başlar ve ergen kendi cinselliğini keşfetmeye başlar. Ergenliğin en temel meselelerinden biri olan kimlik oluşumunun en önemli parçalarından biri de cinsel kimlik gelişmesidir.

Cinsel kimlik (cinsiyet kimliği), cinselliğin biyolojik, psikolojik, sosyal ve zihinsel süreçlerinin etkileşimi sonucunda oluşur. Cinsiyet terimi ise doğuştan getirdiğimiz biyolojik yapıyı tanımlar. Anne karnında oluşan bedensel cinsiyetimizle cinsiyet kimliğimiz çoğunlukla uyumludur. Çocuklar iki, üç yaş civarında cinsiyet kimliğini “ben kızım, ya da erkeğim” hissetmeye başlar ve bunu çeşitli davranışlarla gösterir. Böyle olmadığında, yani kişi kendisini bedensel cinsiyetine göre karşı cinste tanımladığında bu kişiye “trans” denir. Ergenlik dönemi cinsel kimlik gelişimi açısından önemli bir dönemdir. Ergenlikte göğüs, testis büyümesi, kıllanma, kemiklerin uzaması gibi ikincil cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkmasıyla birlikte o zamana kadar daha uniseks bir bedene sahip olan gencin bedeni de değişmeye başlar. Gencin hissettiği cinsiyetle bedeni arasındaki uyumsuzluğun artması da “cinsel kimlik hoşnutsuzluğu” olarak adlandırdığımız duruma yol açar.

Cinsel yönelim ise kişinin hangi cinsiyete ilgi ve çekim duyduğuyla ilgilidir. Kişinin karşı cinse ilgi duyması heteroseksüellik olarak tanımlarken, kişinin kendi cinsiyetinden kişilere yönelik cinsel ve duygusal çekim duyması eşcinselliktir. Biseksüellik ise kişinin her iki cinse karşı çekim duymasıdır. Kişinin tekil eylemleri (mesela genel olarak karşı cinsten hoşlanan bir gencin bir dönem hem cinsine yönelik fanteziler geliştirmesi) cinsel yönelimini belirlemezken, daha çok genel ilgi ve tutum ve davranışları belirler.

Cinsel yönelimin ya da cinsel kimlik hoşnutsuzluğunun nasıl geliştiği tam olarak bilinmemekle birlikte bunun bir tercih ya da bozukluk olmadığı artık bilinmektedir. Yapılan araştırmalar genetik, ailesel, sosyal kültürel faktörlerin etkileşiminden söz etse de, tek bir etmenin neden olmadığı kabul edilmektedir. Eşcinsellik değiştirebileceğimiz bir durum ya da hastalık değil, bir çeşitlilik ve farklılık halidir.

“Cinsel kimlik hoşnutsuzluğu” yaşayan gençlerin çoğu ilk başta yaşadıkları durumu anlamlandırmakta ve kendilerini ifade etmekte zorlanabilir. Gencin kim olduğu sorusunu cevaplamaya çalıştığı bu dönemde kendisini çevresinden farklı (yani kız bedenine sahip olan bir gencin kendisini erkek gibi hissetmesi veya kendi cinsine ilgi duyması) hissetmesi başta kendisini oldukça yalnız hissetmesine ve suçlu (“sorun bende” ya da “bende bir anormallik var” gibi) hissetmesine neden olabilir. Gençler bu dönemde akranlarının zorbalığına uğramamak için kendilerindeki eğilimleri bastırmaya ya da baskılamaya gidebilir. Yine bu dönemde ailenin baskılayıcı bir tutum içinde olması gencin kendi içine kapanmasına ve kendisinden utanmasına neden olabilir. Yakın çevrenin ve toplumun farklı cinsel kimlik ve cinsel yönelim duyan kişilere yönelik ayrımcı ve dışlayıcı bir tutum içinde olması gencin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu dönemde desteksiz kalmasına neden olabilir. Bu da kendisini farklı hisseden gençlerin başlangıçta sıklıkla kaygı bozuklukları ya da depresyon şikayetiyle kliniklere başvurmalarına neden olur. Bu noktada, ailenin kapsayıcı ve anlayışlı bir tavır içinde olması, kendi beklentileriyle uymayan bir durumla karşılaştıklarında cezalandırıcı ya da yargılayıcı bir yaklaşım içinde olmaması çok önemlidir. Kimi genç bunu 11,12 yaşlarından itibaren fark ederken, kimi 20’li yaşlarının ortalarında farkedip açılabiliyor.

Bunları Biliyor musunuz? 

  • Cinsel yönelimi ya da kimliği farklı olduğunu hisseden gençler bazen aileleri tarafından “onarım” “dönüştürücü” tedavi uyguladıklarını iddia eden uzmanlara başvuruyorlar. Amerikan Psikiyatri derneği 1998 yılında bir bildiri yayınlayarak, cinsel yönelimi değiştirme odaklı adı altında yapılan tüm tedavilere karşı olduğunu bildirmiştir.
  • Cinsel yönelimi ve kimliğinin farklı olduğunu hisseden gencin kendi doğrularını yanlışlarını kendisinin bulması, kendisini ifade edebilmesi için zaten zorlayıcı bir dönem olan ergenlikte destekleyici bir tedavi alması önemlidir.
  • Çocuklarının farklı bir cinsel yönelime ya da cinsel kimliğe sahip olduğunu kabullenmek anne babalar için de oldukça zor ve örseleyici bir süreç olabiliyor. Bu noktada ailelerin de terapi desteği alması hem kendi önyargı ve beklentilerini hem de çocuklarının gereksinimlerini anlamaları açısından son derece önemlidir.
  • Eşcinsellik bir hastalık olmadığı gibi hormonal bir bozukluk da değildir. Bu kişinin doğumu ile gelen ve hayatın akışı içinde sonradan fark ettiği ve yaşadığı bir durumdur.


× WhatsApp İletişim