Çocuğun Semptomlarını Kime Emanet Ediyoruz? Yapay Zekaya mı?

Çocuğun Semptomlarını Kime Emanet Ediyoruz? Yapay Zekaya mı?

Yapay Zekâ, Teşhis Yanılsaması ve Ebeveynlik Sorumluluğu

Son zamanlarda ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili sorularını yapay zekâya yönelttiklerini giderek daha sık görüyorum. Kimi zaman bir çocuğun yaptığı resim yükleniyor ve “Bu ne anlatıyor?” diye soruluyor. Kimi zaman ise davranışlar maddeler halinde yazılıyor; ardından şu beklenti geliyor: “Bu bir şeyin belirtisi mi?”

Bu sorular ilk bakışta masum bir merak gibi durabilir. Ancak bir klinisyen olarak şunu açıkça söylemem gerekir: özellikle semptomlar üzerinden anlam ya da teşhis beklentisi, çok yanlış ve tehlikeli bir yere açılmaktadır. Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım yapay zekâyı reddetmek ya da korkutucu bir teknoloji anlatısı kurmak değil. Aksine, çağımızın vazgeçilmez bir parçası hâline gelen bu aracın, çocuk söz konusu olduğunda nerede durması gerektiğini birlikte düşünmeye davet etmektir.

Bir çocuğun davranışları tek başına konuşmaz. “İçe kapanık”, “öfke patlamaları var”, “uyumakta zorlanıyor”, “yalan söylüyor” gibi ifadeler; ancak zamanda, ilişkide ve gelişimsel bağlam içinde anlam kazanır. Oysa bu davranışlar bağlamından koparıldığında, çocuğu anlatmaktan çok ebeveynin kaygısını görünür kılar. Kaygı ise çoğu zaman hızla teşhis arayışına dönüşür. Teşhis konmasa bile, zihinde bir şüphe yerleşir. Çocuk, ebeveynin bakışındaki bu değişimi -fark etmemesi mümkün olmayan bir- hassasiyetle hisseder.

Çocukluk durağan bir süreç değildir. Dalgalıdır, geçicidir, çelişkilidir. Bugün çok belirgin olan bir davranış, birkaç ay sonra kendiliğinden sönümlenebilir ya da başka bir biçime evrilebilir. Ancak semptomlar yazıya döküldüğünde —özellikle de bir yapay zekâya aktarıldığında— zamansız bir okuma yapılır. Gelişimsel olan, kolaylıkla patolojik bir çerçeveye kayabilir. Buradaki risk yanlış teşhisten çok, erken ve gereksiz etiketlemedir.

Seans odasında ebeveynlerle çalışırken hiçbir zaman onları doğrudan teşhise davet etmem. Tam tersine, teşhis ihtiyacının kendisini birlikte düşünmeye davet ederim. Seanslarda sıkça şöyle bir şey olur: adeta birlikte başka bir odaya geçeriz. Bu oda, hızlı cevapların ve hazır etiketlerin olmadığı bir odadır. O odada bir sürü dolabı birlikte açarız.

Şu sorular dolaşır ortalıkta:

Bu zorlanma neden şimdi bu kadar görünür oldu?

Çocuğumdaki bu davranış bende ne uyandırıyor?

Beni bu kadar endişelendiren şey gerçekten çocuğum mu, yoksa tanıdık bir duygu mu?

Bunun benim kendi çocukluğumla, bana nasıl bakıldığıyla ne kadar ilgisi var?

Bu sorular aceleyle cevaplanmaz. Çünkü anlam, hızdan değil, birlikte düşünmeye tahammül edebilmekten doğar. Klinik deneyim bana şunu defalarca göstermiştir: çözüm çoğu zaman teşhisten değil; bu odada açılan dolaplardan, fark edilen bağlardan ve kurulan içsel temaslardan beslenir.

Tam da bu nedenle, semptomları bir yapay zekâya yazıp hızlı bir anlam ya da olası bir tanı beklemek, bu odayı tamamen atlamak anlamına gelir. Oysa çocuğun ihtiyacı olan şey hızlandırılmış cevaplar değil; ebeveyninin onunla ilgili zihninde gerçekten yer açabilmesidir.

Bir diğer önemli risk, bu süreçte yaşanan dışsallaşmadır. Çocuğun iç dünyasına dair anlam, ebeveynin zihninde ve ilişkide değil de dış bir otoritede aranmaya başladığında, ebeveynin kendi sezgisi zayıflar. Çocuk ise yavaş yavaş özne olmaktan çıkar; yorumlanan, çözümlenen bir nesneye dönüşme riskiyle karşı karşıya kalır. Bu niyetle yapılmaz. Ancak etkisi gerçektir.

Elbette yapay zekâya hiç soru sorulmasın demiyorum. Ancak sorunun niteliği belirleyicidir.

“Bu davranış hangi bozukluğa işaret ediyor?” yerine,

“Bu davranışlar hangi durumlarda bir uzmana başvurmayı gerektirir?”

“Ben ebeveyn olarak nasıl bir tutum alabilirim?”

“Çocuğumla bu konuda nasıl konuşabilirim?”

gibi sorular, çocuğu nesneleştirmeden, ebeveyni de dışsallaştırmadan düşünmeye imkân tanır.

Bir çocuğa dair anlam hızla üretilmez. Listeyle çıkmaz. Algoritmik kesinlikten doğmaz. Çocuğu anlamak; zamana, ilişkiye ve ebeveynin kendi iç dünyasıyla temas edebilmesine ihtiyaç duyar. Yapay zekâ bizi çocuğumuzdan uzaklaştırıyorsa durmak gerekir. Ama bizi kendimize biraz daha yaklaştırıyorsa, işte o zaman doğru yerde duruyordur.

Uzman Psikolojik Danışmanlık
Feriha Dildar

Kaynaklar

  • UNICEF Innocenti Research Centre. Guidance on AI and Children (2021–2025).
  • UNESCO. Guidance for Generative AI in Education and Research (2023).
  • American Academy of Pediatrics. Artificial Intelligence, Children, and Mental Health (2024–2025).
  • European Parliament. Generative AI and Children’s Rights (2025).
  • UK Information Commissioner’s Office (ICO). Age Appropriate Design Code (Children’s Code).
  • Cureus Journal (2025). Ethical and Practical Considerations of Artificial Intelligence in Pediatric Medicine: A Systematic Review.