Lindsay Clancy Davası: Lohusalık ve Anne Ruh Sağlığı Üzerine…

Lindsay Clancy Davası: Lohusalık ve Anne Ruh Sağlığı Üzerine…

!
İçerik Uyarısı: Aşağıdaki metinde bebek/çocuk kaybı, doğum sonrası dönemde yaşanabilen psikiyatrik tablolar ve bir intihar girişimi anlatılmaktadır. Şu an hamileyseniz, lohusaysanız ya da bu tür içeriklerin sizi duygusal olarak sarsabileceğini düşünüyorsanız, okumayı daha uygun bir zamana ertelemenizi öneririz.
Lindsay Clancy Davası: Lohusalık ve Anne Ruh Sağlığı Üzerine…

Bütün dünya, bugün 12. gününde olan Lindsay Clancy davasıyla çalkalanıyor.

Massachusetts, Amerika’da bir doğum hemşiresi olan Lindsay Clancy’nin, 2023 yılının Ocak ayında üç çocuğunu – 5 yaşındaki Cora’yı, 3 yaşındaki Dawson’ı ve 8 aylık Callan’ı – hayatlarından kopardığı ve ardından intihara teşebbüs ettiği öne sürülüyor. Dava henüz sonuçlanmadı ve karar kesinleşmedi; savunma akıl sağlığı savunmasını (insanity defense) işliyor, Clancy’nin cinayetler öncesinde ağır bir postpartum depresyon ve psikoz geçirdiğini öne sürüyor. Öte yandan, kendisine o dönem bir çok doktor tarafından oldukça yoğun miktarda ilaç verildiği ve bunun komplikasyonlara yol açtığı da dava dosyasında yer alıyor.

Çocuk, aile ve doğum psikoloğu olarak bu davayı takip etmek benim için hem mesleki hem de kişisel bir yerden geçiyor. Uzmanlık tezimi hamileliğin kadın beyni üzerindeki fiziksel ve yapısal etkileri üzerine yazmıştım. Hem senelerdir ailelerle yakından çalışırken profesyonel bir açıdan, hem de kişisel hayatımda lohusalığın ne kadar yıpratıcı olabileceğini, bunun aile sistemindeki etkileri ve sonraki dönemlerde nasıl onarıldığına defalarca tanıklık ettim. Bu dava benim için yıllarca üzerine düşündüğüm bir gerçekliğin en karanlık ucu…

Dava henüz sonuçlanmadı ve olan biten her şey henüz iddia aşamasında. Ama şimdiden bize kilit bir şeyi gösterdiğini düşünüyorum. Amerika başta olmak üzere tüm dünyada yeni annelerin, ve daha genel olarak kadınların, kendine bile itiraf edemediği, en mutlu olması gereken günde hissettiği şeylerden belki de utandığı, yardım istediğinde ise sağlık sisteminin içinde çoğu zaman kaybolduğu bir dönemi aydınlatıyor: lohusalık.

Bu dava bize acı bir ders veriyor. Lindsay Clancy defalarca yardım istemiş bir kadın. Bu bence davanın en sarsıcı tarafı. Yardım istemiş (olaydan önceki son üç günde 911 yardım hattını 50 kereden fazla aradığı söyleniyor), sistemin içinde dolaşmış, hem hastanede yatarak hem de sonrasında tedavi görmüş. Buna rağmen verilen tedavinin doğru olup olmadığı, dozların doğru ayarlanıp ayarlanmadığı bugün hâlâ tartışılıyor. Clancy sesini çıkarmış ama sistem onu duymuş, doğru yönlendirebilmiş mi? Büyük bir soru işareti.

 

Lohusalıkta neler normal, neler patolojik?

Lindsay Clancy davası belki bu spektrumun en ağır ve en nadir ucunu temsil ediyor. Ama onu anlamanın yolu, hukuksal süreçlerin yanı sıra, lohusalık döneminde kadınların yaşayabileceği ruhsal değişimleri bir bütün olarak anlamaktan geçiyor.

 

Doğumun en büyük risklerinden biri postpartum depresyon. Doğum ve hemen sonrası, bir insanın hayatı boyunca yaşayabileceği en ciddi hormonel düşüş ve dalgalanmaya yol açar. Bu dalgalanmayla beraber beyin de yeniden yapılanma sürecine girer. Neden bazı kadınların bu süreci daha ağır, neden bazılarının daha hafif yaşadığı, geçmiş psikiyatrik ve duygusal öykü, hamilelik ve doğum deneyimi, çift ilişkisi, sağlık geçmişi, ekonomik ve toplumsal koşullar gibi birçok değişkene bağlı olabilir. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda anne ruh sağlığı (maternal mental health) aslında bir spektrumdur. Bir uçta neredeyse her yeni doğum yapmış kadının yaşadığı çok yaygın ve geçici haller varken, diğer uçta nadir ama son derece ağır tablolar yer alır. Klinik literatür bu spektrumu kabaca şöyle sıralar:

  • Lohusalık hüznü (baby blues): Doğum yapan kadınların yaklaşık %85-90’ında ağlama nöbetleri, duygusal dalgalanmalar, ciddi bir yorgunluk şeklinde görülür. İlk günlerde başlayıp genelde 2-3 hafta içinde kendiliğinden geçer. Psikiyatrik öyküyle ilgisi olduğu düşünülmez.
  • Postpartum depresyon: Baby blues’tan daha uzun sürer ve günlük yaşamı ciddi şekilde etkiler. Görülme sıklığı çalışmalara göre %5-20 arası değişir. 2017’de yapılan, 56 ülkeden 291 çalışmayı ve neredeyse 300 bin kadını kapsayan büyük bir meta-analiz, küresel ortalamayı %17.7 olarak bulmuştur. Ancak ülkeler arasında uçurum vardır, örneğin Singapur’da %3 iken Şili’de %38’e çıkmıştır. Aynı çalışma, gelir eşitsizliği, anne ve bebek ölüm oranları ve kadınların haftada 40 saatten fazla çalışması gibi ekonomik/toplumsal faktörlerin bu farkın büyük kısmını (%73’ünü) açıkladığını göstrmiştir. Yani PPD sadece bireysel bir dayanıklılık meselesinden öte, toplumsal koşullarla da doğrudan bağlantılıdır. DSM-5 artık bunu “peripartum onset” (perinatal başlangıçlı) major depresif bozukluk olarak sınıflandırıyor – çünkü depresif atakların yaklaşık yarısı doğumdan önce, gebelikte başlamakta. Not: Bazı kaynaklar PPD’nin aslında çok daha yaygın olduğunu, ama yardım istenmediği ve dokümante edilmediği sürece tam kestirilemediğini savunuyor.
  • Postpartum anksiyete, obsesif-kompulsif belirtiler ve travma sonrası stres: Çoğu zaman depresyonla iç içe geçer; istenmeyen düşünceler, aşırı kontrol ihtiyacı ya da doğum travmasının yeniden yaşanması şeklinde karşımıza çıkabilir.
  • Bipolar spektrum atakları: Daha önce hiç psikiyatrik tanısı olmayan kadınların yaklaşık %20’si ilk bipolar-spektrum atağını perinatal dönemde yaşadığı düşünülüyor. Sık gözden kaçabilen bir kategoridir.
  • Postpartum psikoz: Spektrumun en ağır ucu. Psikotik atak genelde binde 1-2 olarak görülse de, ailede duygudurum bozukluğu öyküsü olanlarda bu oran ciddi bir şekilde yükselebildiği düşünülüyor. Genelde doğumdan sonraki birkaç hafta içinde ortaya çıkar ve çok acil müdahale gerektirir.

Bu tablo bize hatırlattığı en şey, lohusalıkta geniş bir spektrumdan bahsettiğimiz. Spektrumun neresinde olunduğunu görmek, adını koymak ve zamanında müdahale etmek hayat kurtarabilir.

 

Belirtileri tanımak ve bilinçlenmek

Postpartum depresyon genelde sessiz başlar. Kadınlar çoğu zaman yaşadıklarını “anneliğe alışmaya çalışıyorum”, “çok yorgunum”, “herkes böyle hissediyor herhalde” diye açıklayabilir. Çevresi de aynı şekilde yorumlayabilir. Böyle olunca bazı vakalarda psikiyatrik yardım gerektiren bir tablo, normal bir uyum süreci ile karıştırılabilir. Aşağıda post partum depresyon belirtilerini bulabilirsiniz:

  • İki haftadan uzun süren, günlük yaşamı etkileyen çökkünlük ya da isteksizlik
  • Aşırı, kontrol edilemeyen kaygı, sürekli “bir şey olacak” hissi
  • İstenmeyen, yerleşik ve rahatsız edici düşünceler (bebeğe ya da kendine zarar verme düşünceleri dahil)
  • Uyku ve iştahta tıbbi bir nedenle açıklanamayan bozulma
  • Umutsuzluk, değersizlik hissi, bebeğe bağlanamama
  • Kendine ya da bebeğe zarar verme düşünceleri — bu her zaman acil değerlendirme gerektirir
  • Sıklığını öngörebilmek de önemli: geçmişte depresyon, anksiyete ya da bipolar bozukluk öyküsü olan, ailede postpartum psikoz görülen, sosyal desteği zayıf olan kadınlarda risk belirgin şekilde artar. Yani bunu tesadüfe bırakmamak, riski baştan görüp izlemeye almak ve ona göre önden önlemler almak elzemdir.

 

Bunu takip etme sorumluluğu elbette tek başına bireye ait değil. Hem annenin hem babanın, ama özellikle de doktorların üzerine düşen bir iş bu. Bir kadın kendi krizini adlandıramayacak, seslendiremeyecek durumdaysa, onu gören her hekimin, kadın doğumcunun, aile hekiminin, çocuk doktorunun, hemşirelerin vs. bu belirtileri yakalayıp doğru yere yönlendirmesi mesleki bir sorumluluktur.

 

En güçlü koruyucu faktör: hissedilen destek

Tüm araştırmalar gösteriyor ki, postpartum depresyona karşı elimizdeki en güçlü koruyucu faktör, kadının hissettiği sosyal destek. Burada kritik olan objektif olarak yardım edilmesi değil, desteğin kadın tarafından nasıl algılandığı ve hissedildiğidir.

Gebelik döneminde bu desteği yüksek hisseden kadınlarda doğum sonrası depresyon riski belirgin şekilde azaldığı bir çok araştırma tarafındadn kanıtlanmıştır.

Bu desteği doğumdan sonra doğaçlama kurmaya çalışmayın, gebelikte ayrıntılı bir şekilde planlayın. Çünkü kriz başladıktan sonra destek ağı oluşturmak çok daha zor.

  • Doğum sonrası ilk haftalarda kim, ne sıklıkla ve kapasitede yanında olacak? (Biz gebelere şunu söylemeyi çok severiz: Herkes kendi bebeğine baksın. J)
  • Yemek kim getirecek, ev işlerine kim yardım edecek?
  • Bebek bakımı ve uykular eşler arasında nasıl bölünecek?
  • Bebekle bir süre kim ilgilenecek ki anne uyuyabilsin, nefes alabilsin?
  • Kriz anında aranabilecek bir kişi (ya da profesyonel) var mı?

 

Bunlar küçük detaylar gibi görünse de, araştırmaların gösterdiği en somut koruma. Bebek arabası seçmek kadar, hatta ondan daha çok, bu soruların cevabını gebelikte netleştirmek gerekiyor. Nasıl ki doğum çantasını haftalar öncesinden hazırlıyorsak, ruh sağlığını koruyacak destek planını da aynı ciddiyetle hazırlamamız gerekiyor.

Son düşünceler…

Bu tüyler ürperten davanın sonuçlanmasını merakla bekliyorum. Hem hukuk hem psikiyatri-psikoloji öğrencilerine okutulması, izlenilmesi gereken bir süreç olduğu aşikâr… Elbette hayattan koparılan üç canın hiçbir affı yok…

Anne ruh sağlığı doğum bakımının ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Bir annenin iyi görünmesi, gerçekten iyi olduğu anlamına gelmeyebilir. Yardım istemek zayıflık değildir… Anne ve bebeklere dokunan herkesi bu konuda bilinçlenmeye davet ediyorum…

 

Uzman Psikolog Hamile ve Doğum Psikoterapisti
Lal Koyuncu

 

Kaynakça:

American College of Obstetricians and Gynecologists (ACOG). Screening and Diagnosis of Mental Health Conditions During Pregnancy and Postpartum: Clinical Practice Guideline No. 4. Obstetrics & Gynecology, 2023.

Di Florio, A., Forty, L., Gordon-Smith, K., Heron, J., Jones, L., Craddock, N., Jones, I. “Perinatal Episodes Across the Mood Disorder Spectrum.” JAMA Psychiatry, 2013;70(2):168-175.

Hahn-Holbrook, J., Cornwell-Hinrichs, T., Anaya, I. “Economic and Health Predictors of National Postpartum Depression Prevalence: A Systematic Review, Meta-analysis, and Meta-Regression of 291 Studies from 56 Countries.” Frontiers in Psychiatry, 2017;8:248.

Mental disorders in the peripartum period: A review. PMC, 2024.

Milgrom, J., Hirshler, Y., Reece, J., Holt, C., Gemmill, A.W. “Social Support—A Protective Factor for Depressed Perinatal Women?” Int. J. Environ. Res. Public Health, 2019;16(8):1426.

Social support during pregnancy and the risk of postpartum depression in Polish women: A prospective study. Scientific Reports, 2024.

Perceived social support on postpartum mental health: An instrumental variable analysis. PLOS One, 2022.