
27 Oca 2026 Bırakalım Sıkılsınlar: Çocuğunuz Sıkıldığında Aslında Ne Oluyor?
Bırakalım Sıkılsınlar !
Çocuğunuz Sıkıldığında Aslında Ne Oluyor?
Eskiler ne güzel söylerdi:
“Sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz.”
Biz bugün bu cümleyi neredeyse unuttuk. Çünkü çocuklarımız sıkıldığı anda hemen bir çözüm bulma telaşına düşüyoruz. Tablet uzatıyoruz, çizgi film açıyoruz, bir etkinlik ayarlıyoruz, bir plan yapıyoruz. O anki huzursuzluk geçsin istiyoruz. Çok insani, çok anlaşılır… Ama fark etmeden çok kıymetli bir alanı da kapatıyoruz: Çocuğumuzun kendi iç dünyasıyla baş başa kalma fırsatını.
Oysa sıkılmak bir sorun değil.
Bir eksiklik hiç değil.
Sıkılmak, çocuğumuzun zihninde yeni kapıların aralandığı bir eşik aslında.
Sıkılmak: İç Dünyaya Açılan Kapı
Çocuğumuz bir an duruyor.
Etrafında onu meşgul eden bir şey yok.
Ekran yok, yönlendiren yok, hazır bir plan yok…
İşte tam o anda başlıyor asıl süreç. İç dünyası devreye giriyor. Hayal kuruyor, etrafına bakıyor, bir oyunu kendi icat ediyor, bir fikri kurcalıyor, bazen sadece dalıp gidiyor. Biz buna “boş zaman” diyoruz ama çocuk için bu zaman dolu dolu bir içsel yolculuk.
Sıkılmak, çocuğun dış dünyadan çekilip iç dünyasına yönelmesidir. Farkında olmadan kendine şu soruları sorar:
“Ben şimdi ne istiyorum?”
“Ne yapabilirim?”
İşte bu sorular, çocuğun kendiyle gerçekten temas ettiği anlardır. Kendi arzularını, ilgilerini, merakını keşfettiği yer tam da burasıdır. Yani sıkılmak, çocuğun kendisiyle tanıştığı bir kapıdır.
Ama biz çoğu zaman o kapıyı hemen kapatıyoruz.
“Sıkılmasın” diye…
“Üzülmesin” diye…
“Huzursuz olmasın” diye…
İyi niyetle yapıyoruz, mutlu olsun istiyoruz. Ama bazen mutluluğu fazla steril hale getiriyoruz. Sanki hayat hiç boşluk içermemeli, hiç duraksamamalı, hiç can sıkıntısı olmamalı gibi davranıyoruz. Halbuki hayat tam da bunlarla birlikte akıyor.
Sıkılan Çocuk Ne Yapar?
Önce yakınır.
Sonra etrafa bakar.
Sonra bir şey bulur.
Belki kalemle duvara bir şekil çizer, yastıklardan kale yapar, odada volta atar, kardeşiyle tartışır, bir oyuncakla yeni bir hikâye uydurur…
İşte yaratıcılık tam burada doğar.
Beyin boşlukta çalışmaya başlar.
Hayal gücü devreye girer.
Araştırmalar da bunu söylüyor: İnsan sıkıldığında beynin hayal kurma ve bağlantı kurma ağı aktifleşiyor. Yani çocuğumuz sıkıldığında aslında zihni çalışıyor, yeni yollar arıyor. Biz müdahale etmezsek, kendi çözümünü üretmeye başlıyor.
Duygusal Dayanıklılığın Gizli Kaynağı
Sıkılmak rahatsız edici bir duygu. Ancak sıkılmaya tahammül edebilen bir çocuk, hayat zorlaştığında da duygularından kaçmak yerine onların içinde kalabilmeyi öğrenir
Sabretmeyi öğrenir.
Beklemeyi öğrenir.
“Kendi kendime kalabilirim ve bununla baş edebilirim” duygusu gelişir.
Bu, özgüvenin gizli tohumu gibidir.
“Ben kendi başıma bir şeyler bulabilirim” hissi…
Ama biz her sıkıldığında onu kurtarırsak ne olur?
Çocuk dışarıdan çözüm beklemeyi öğrenir.
“Biri gelsin beni oyalasın.”
“Biri bana bir şey sunsun.”
“Ben tek başıma yapamam.”
Asıl risk burada başlar.
Çünkü çocuk iç kaynaklarını kullanmayı öğrenemez.
Eskilerin Bilgeliği: Sıkılmak İnsanı Hareket Ettirir
“Sıkı can iyidir” derken eskiler aslında şunu söylüyordu:
Sıkılmak insanı harekete geçirir.
İçerden bir dürtü doğar.
“Bir şey yapmalıyım” der çocuk.
İşte o dürtü gelişimin motorudur.
Sıkılma, tembellik değildir.
Aksine bir kıpırdanma halidir.
İçerden gelen bir çağrıdır.
Ama Yanlış Anlamayalım…
Sıkılmasına izin vermek, çocuğumuzu tamamen yalnız bırakmak değildir.
“Git başımdan” demek değildir. İlgisiz kalmak hiç değildir.
Biz oradayız.
Güvenli alanı sağlıyoruz.
Ama her boşluğu doldurmuyoruz.
Yanında durup şunu diyebiliriz mesela:
“Evet, sıkıldığını görüyorum. Bu zor bir his. Bakalım aklına ne gelecek.”
Çözüm vermeden…
Yönlendirmeden…
Sadece tanıklık ederek…
Bu, çocuğa şunu öğretir:
“Duygularım geçici.”
“Bu halin içinde de bir şey bulabilirim.”
Ve zamanla gerçekten bulur.
Bir Durup Kendimize Bakalım
Biz de sıkılmaktan kaçmıyor muyuz?
Telefonu elimize alıyoruz.
Boşluk hissi gelir gelmez kaydırıyoruz.
Belki çocuklarımızın sıkılmasına tahammül edemememizin sebebi, bizim de boşlukta kalmakta zorlanmamızdır. Kendi dayanamadığımız boşluğu çocuğumuza yaşatmak zor geliyor olabilir.
Ama çocuklar bu konuda bizden daha bilge.
Boşlukta kalmayı daha iyi biliyorlar.
Yeter ki müdahale etmeyelim.
Bugün çocuğumuz “sıkıldım” dediğinde bunu bir kriz gibi görmeyelim.
Bir fırsat gibi görelim. Bir iç yolculuğun başlangıcı gibi…
Belki en güzel oyunlar, en yaratıcı fikirler, en derin hayaller tam da o “sıkıldım” cümlesinin arkasında gizli.
Eskiler haklıydı.
Sıkı can gerçekten iyidir.
Çabuk çıkmaz.
Ve çıktığında çocuğumuz biraz daha büyümüştür…
İçerden…
Sessizce…
Güçlenerek…
Sıkılma Anlarında Ne Yapmalısınız / Ne Yapmamalısınız?
Önce duyguyu fark edin.
- Çocuğunuzun sıkıldığını fark edin ve adını koyun.
“Evet, şu an sıkıldığını görüyorum” diyebilirsiniz. - Duygusunu küçümsemeyin, geçersizleştirmeyin. Sıkılmak da gerçek bir duygudur.
“Sıkılacak ne var?” yerine “Bu zor bir his olabilir” demeyi deneyin.
Yanında olun ama alan açın.
- Yanında olun ama hemen çözüm üretmeyin.
Her soruna anında çare bulmak zorunda değilsiniz. - “Bakalım aklına ne gelecek?” diyerek alan açın.
Kendi fikrini bulmasına fırsat verin. - Sabırlı olun, hemen sonuç beklemeyin.
Bir süre ne yapacağını bilememesi çok normaldir. - Kendi oyununu ve fikrini üretmesine izin verin.
Hazır çözümler sunmak yerine keşfetmesine alan tanıyın. - Sessizliği düşman gibi görmeyin.
Bazen hiçbir şey yapmamak da gelişimin bir parçasıdır.
Kaçınmanız gerekenler:
- Ekranı hemen önüne koymayın.
Tableti, telefonu ilk çözüm olarak sunmamaya çalışın. - Anında etkinlik planlamayın, her boşluğu doldurmaya çalışmayın.
Bırakın bazen boşlukta kalsın, orada kendini bulsun.
Ezgi Emiroğlu
Uzman Klinik Psikolog
