Psikoloji Blogu

Sık sık güncellenir.

Sonbahar Depresyonu

Sonbahar Depresyonu

Sonbahar depresyonu olarak da adlandırdığımız “mevsimsel depresyon” her yılın aynı dönemi görülür. Çoğu kişide bu semptomlar sonbaharda başlar ve kışın da devam eder. Mevsimsel depresyonda, kişi olumlu olaylar yaşadığı halde kendini depresif hissedebilir. Bunun nedeni azalan güneş ışınlarıdır. Güneş ışınları azalınca kişinin biyolojik saati bozulabilir, duygu durumunu etkileyen hormon olan serotonin (mutluluk hormonu) azalır. Bu değişiklikler mevsimsel depresyona zemin hazırlayan en önemli unsurlardır.

Sonbahar Depresyonun Belirtileri (Semptomları)  Nelerdir?

  • Enerjide düşüklük
  • Çok ya da az uyumak
  • İştah değişiklikleri. Genellikle karbonhidratlı gıdalara yönelmek
  • Konsantrasyon bozuklukları
  • Gergin ruh hali
  • Umutsuzluk hissi 

Bu semptomlar, bir depresyon habercisi olabileceği gibi, bipolar bozukluğu olan kişilerde de görülebilir.

Ne zaman bir uzmana başvurulmalıdır?

Bu semptomlar çalışmayı zorlaştırabilir, kişinin işine veya ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmesini engelleyebilir veya ilişkilerinde zorluklar yaratabilir. Bu durumlarda, bir uzmana başvurmak gerekmektedir.

Peki, bugün ne yapabiliriz?

  • Gün ışığından maksimum faydalanmak için, hava aydınlandığında uyanmış olup, melatonin hormonunun salgılanma saatleri olan 22:00-02:00 aralığında uykuda olmaya gayret edin.
  • Hormon salgısını düzenlendiğinde, vücut kendi kendini önemli ölçüde onarır. Bu onarımı desteklemek için, uyumadan birkaç saat önce yemek yemeyi, ve mavi ışık yayan elektronik aletlerle zaman geçirmeyi bırakın.
  • Havanın aydınlık olduğu saatlerde 45 dakikalık egzersizler yapmak hormon döngüsünü pozitif anlamda destekler.
  • Karbonhidratlar anlık bir enerji artışı getirse dahi, aynı hızda bir düşüşe sebep oldukları için sonrasında kişiyi daha depresif hissettirirler. Bunun yerine güne kahvaltıyla başlayıp, ara öğünlerde sağlıklı atıştırmalıklarla destekleyerek enerji seviyenizi belli bir noktada tutmaya gayret edin.
  • Bu günlük takviyeler yeterli gelmezse, terapi desteği ve ilaç tedavisi için bir uzmana başvurun.
1
  482 Hits

Dunning-Kruger Sendromu

Dunning-Kruger Sendromu

1995 yılında Pittsburg’da, McArthur Wheeler isimli bir adam limon suyu ile yüzünü görünmez hale getirip banka soyabileceğine inanmış, hatta inanmakla kalmayıp, bunu denemiş ve tabii ki kamera kayıtlarında yüzü ayan beyan belli olduğu için birkaç saat içinde yakalanmıştı. Bu olay Cronell Üniversitesi psikologlarından Justin Kruger ve David Dunning’in oldukça ilgisini çekmiş ve 2000 yılında bu fenomeni “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini arttırır” şeklinde açıklayarak Nobel Ödülü’nü kazanmışlardır.

Dunning-Kruger sendromu olarak da bilinen bu fenomen kısaca şunlardan bahseder:

  • Niteliksiz insanların ne kadar niteliksiz oldukları ile ilgili bir fikirleri yoktur.
  • Niteliksiz insanlar var olan sınırlı yeteneklerini de olduğundan fazla görürler.
  • Niteliksiz insanlar, nitelikli olanların, niteliklerini de fark edemezler.
  • Bu insanların ancak eğitimi artarsa kendi niteliksizliklerinin farkına varırlar.

Buradan hareketle, harekete geçmek hakkında kaygı duyduğumuz bazı meseleler az bilmekten değil çok bilmekten de kaynaklanıyor olabilir. Örneğin, konuların yüklü olduğu bir sınavda, çok çalışan öğrencinin stresten performansı düşerken, onun yarısı kadar bile çalışmayan öğrenci “nasıl olsa çalışmadım” diye rahat hissederek aynı performansı gösterebilir. Bu konuda yapılabilecek şey, elimizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra, hissettiğimiz kaygının kaynağının “fazla bilmek” olduğunun farkına varıp, kendimizi rahatlatmaktır.

1
  1121 Hits

Çocuklarda Bilgisayar Kullanımı

Çocuklarda Bilgisayar Kullanımı

Sosyal ve elektronik oyunlara erişimin her koşulda önemli kriterlerinden biri çocuğun yaşı olduğu unutulmamalıdır. Yetişkin denetimi küçük bir çocuğa İnstagram hesabı açtıktan sonra nasıl sağlanır bir düşünelim. 


Hadi paylaşalımı denetledik diyelim, erişim için ebeveyn  elimiz nereye kadar erişebilir ki... Pek çoğumuz kendi erişimlerimizi denetleyebiliyor muyuz? 



Gelin önce yetişkin duruşlarımızın farkına varalım; yasaklar yerine öğrenme ve alternatif paylaşımlar üzerine kafa yoralım. 
Daha sonra oyun saatlerini alternatif tekliflerle sınırlayalım. 
Beynin derin uyku için uygun koşulları sağlamasına fırsat verebilmek için uykudan iki saat önce hep birlikte oyunlardan ve sosyal medyadan uzaklaşalım.

2
  664 Hits

Aldatmak

Aldatmak

Burada aldatmak kavramını, başkalarıyla romantik, duygusal ve cinsel ilişki yaşamayacaklarına dair birbirine söz vermiş çiftler için kullanıyorum. Eğer ilişkide böyle bir söz verilmemişse aldatma da olmaz.

Aldatma, insanın kendisini ve yaptıklarını olduğundan farklı göstermesidir, başka türlü olduğunu söyleyip başka türlü davranması ve karşısındakinde gerçeklikten farklı bir algı oluşturmaya çalışması yani onu yanıltmasıdır. Birlikte yaşadığı kişi, başkalarının giremeyeceği bir ikiliğin içinde olduğunu, bir birliğin parçası ve birisi için biricik olma durumu yaşadığını sanırken aslında partneri başkalarıyla da romantik, cinsel, duygusal paylaşımlarda bulunuyordur. Ne olur insan aldatıldığını öğrendiğinde? Biz olma duygusu zedelenir. Daha da önemlisi, gerçek olarak yaşadıklarının bir yanılgı olduğunu öğrenmenin hayal kırıklığı yaşanır.

Dünyanın her yerinde genel olarak yıkıcı olduğu düşünülen ve tüm dinlerce yasaklanmış olan aldatma, istatistiklere göre en yaygın insan davranışından biridir. İnsanların neden aldattığı ise aldatan kişinin iç dünyası ve çift ilişkisinin dinamikleriyle bağlantılıdır. Aldatma ve nedenleri tıpkı parmak izi gibi her ilişki için farklı bir nedene bağlı olarak değişir. Çünkü ilişkiler ruhsal yapılarla belirlenir ve iç dünya çok katmanlı bir yapıdır. Aldatmanın ortak bilinçdışı anlamları ise her ilişkinin kendi dinamiklerine özgüdür.

Örneğin, eşler arasında yetişkin ilişkisindeki gibi bir karşılılık yerine birinin ebeveyn diğerinin çocuk rolünde olduğu bir ilişki yapısında, diğer partner onu yalnızca bakım veren, ihtiyaçları karşılayan, kendisini anlayan ve rahatlatan bir anne veya baba konumuna getirir. Eşiyle cinsellik ya da romantik duygular içeren bir yakınlaşma yaşamayı bilinçdışı olarak “bir tabu” gibi görmeye başlayabilir. Özellikle bir bebekleri olduğunda bu konumları daha net hissedebilir ve eşi cinsel ve romantik olarak arzulamaz hale gelebilir. Büyük olasılıkla bebeği bir bariyer gibi aralarına alırlar Artık cinsellik ve romantik yakınlık, evlilik dışında tatmin edilecek bir ihtiyaç haline gelir.

Bazen de içinde var olan kökleri çocukluğundan, kendi anne babasıyla çatışmalı ve baskıya dayalı bir ilişkiden gelmiş kişi, böyle bir çatışmayı var olan ilişkisine taşır. Bu da çocuklukta ebeveynle yaşanan ilişkideki psikolojik etkenlerin güncel ilişkiye yansımalarından biridir.

Çoğunlukla, insanların farklı heyecan ve deneyimler yaşamak, tutarlılık, devamlılık, toplumsal kabul ve güven duygusu veren ilişkisini kaybetmeden farklı , heyecan ve deneyimler yaşamak için aldattığını görürüz. Çünkü var olan ilişki, günden güne, tutku, oyun, merak, yenilenme pahasına aynılığı ve tekdüzeliği sürdürmektedir. Tekdüzelik, muhtemelen karşılıklı olarak devam ettirilen bir yapıdır çünkü aslında kişiler içten içe, ilişkilerin zamanla böyle olacağına ve heyecanın ancak başka kaynaklardan karşılanabileceğine inanır. İlişkiyi böyle bilenler için, partner güvenli limandır ama gemiler limanda durmak için yapılmamışlardır. Dolayısıyla aslında aldatma kaçınılmaz bir sonuçtur. Dönüp dolaşıp gelecek olsalar da gemiler limandan ayrılarak başka sulara açılırlar.

Kimi zaman da kişi tıpkı anne babası için yaptığı gibi karşı taraftan sevgi görmek ve onay almak için varını yoğunu ortaya koyar. Sevilmek için öyle büyük bir enerji sarf eder ki bu yatırımının karşılığını göremediğinde geçmişten de gelen hayal kırıklığının izleriyle büyük bir öfke duyar. Hak ettiği alamayan, sevgisine karşılık görmeyen, mahrum ve tatminsiz kalmış küçük bir çocuk gibi hissettiğinde de onu bu duygulara maruz bırakan kişiye misilleme yapar. Hissettiği gibi hissettirmek aldatır. Bu durumda aldatmayı, iyice dolaşmış ve içinden çıkılmaz haline gelmiş sorunlar yumağından sıyrılmak için bir yardım çığlığı olarak da duyulabiliriz.

Yukarıda altını çizdiğim gibi eşler arasında aldatmanın nedenleri her ilişkinin kendi dinamiğine özgüdür. Ancak klinikte en çok karşılaştığım durumlardan biri kendilerini ayrılmaz bir bütün olarak hissetmek için kendi kişilik sınırlarından vazgeçerek ilişki içinde kaybolmuş, adeta bir düğüm haline gelmiş çiftlerin yaşadığı zorluklardır. Birbirinin yanından hiç ayrılmayan, her şeyi birlikte yapan, aynı dost, hatta iş çevresinin dışına çıkamayan, kendilik sınırları ve mahremiyeti olmayan çiftler, kendilik duygusunu ve kimliğini muhafaza edemez ve yalnızca çift ilişkisi üzerinden kendisini tanımlayabileceğini düşünür. Kişisel varlığının devamı diğerine bağlı olduğundan onu sürekli kontrol altında tutarak, üzerinde baskı kurarak, ayrışmayı engellemeye ve sembiyotik ilişki yapısını korumaya çalışır. Buradaki bir ve bütün olma yanılgısı vazgeçilmesi zor bir güvenlik duygusu yaratsa da ilişkinin gardiyanlığını üstlenen partner de dahil olmak üzere herkes hapis hayatı yaşar. Çıkış yolu, bu duygusal bağımlılıktan daha fazla rahatsız olan partner tarafından ilişki dışında aranır. Özetle, aldatma, nedenleri ne olursa olsun, ortak olarak yaratılmış bilinçdışı çatışmaların yasak ilişki ile dışlanmasıdır.

Okuma Tavsiyesi:

Aldatma nedir? İnsanlar neden aldatır?

 

1
  926 Hits

Fibromiyalji

Fibromiyalji: Fibromiyalji Nedir? Fibromiyalji Terapisi ve Tedavisi Nasıl Yapılır?

Fibromiyalji Sendromu vücutta yaygın ağrıların olduğu, yorgunluk ve hassasiyet ile seyreden kronik bir hastalıktır. Toplumdaki yaygınlığı %2-4 aralığındadır. Hastaların % 80-90'ınını 40-60 yaş grubu kadınlar oluşturur. Yaygınlık yaşla birlikte artmakta ve 30-40 yaşları arasında en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Fibromiyaljiye sıklıkla depresyon ve kaygı gibi psikolojik bozuklukların da eşlik ettiği saptanmıştır.

Migren, ise başın belli bir tarafında saatler ya da günler boyu devam edebilen ve zaman zaman mide bulantısı, ışığa hassasiyet ve sese hassasiyet gibi durumların da eşlik edebildiği şiddetli ağrıdır.

Türkiye'de 15-55 yaş arasında migren yaygınlığı %16.4 bulunmuştur. Kadınlardaki migren oranı %21.8, erkeklerdeki ise %10.9'dır. Yani, kadınlarda migrene daha sık rastlanmaktadır.

Hem migren hem de fibromiyalji kronik bir hastalık olup, tedaviye direnç gösterebilir. Bu hastalıklardan muzdarip olan kişiler fiziksel sıkıntılar yaşamakla kalmazlar, gündelik hayatları, sosyal hayatları, özel hayatları ve iş hayatları da ciddi şekilde etkilenebilir. Hastanın atakları şiddetinden ötürü travma yaratacağı gibi, bir travma sonrası da gelişmiş olabilir.

Günümüzde migren tedavisinde EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) yöntemi, kullanılmaktadır. Bu tedavi hastalık ataklarını bir daha geri gelmemek üzere ortadan kaldırabilmektedir.

2
  855 Hits

Erken Çocukluk Dönemindeki (1,5 - 3 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

Erken Çocukluk Dönemindeki (1,5 - 3 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

Bu dönem çocukları artık annelerinden ayrı birer birey olduklarını fark eden ve keşfeden çocuklardır. Bu hem çocuklar hem de anneleri için zorlayıcı bir süreç olabilir çünkü bu çocuklar bir yandan dünyayı ve çevrelerini keşfetmeyi arzularlarken, diğer yandan halen annelerinin sıcaklığına ve korumalarına muhtaçtırlar. Ebeveynlerinin ilgi ve onaylarını almak için yoğun bir çaba sarfederler.

Bu dönemdeki çocuğunuz boşanmayı nasıl deneyimler?

Erken çocukluk dönemi olarak adlandırılabileceğimiz 1,5-3 yaş aralığındaki bir çocuğun gözünden boşanmaya baktığımızda, bu çocuk artık anne-babasının kavgalarının tamamıyla farkındadır ve bunları anlamlandırabilir. Bu kavgalara öfkesini dışa vurarak veya yetişkinlerin tartışmalarını durdurmaya çalışarak tepki verebilir. İhtiyaçlarının karşılanmasında hala yetişkinlere bağlı olduğundan, ebeveynleri ona yeterince iyi bakımı sağlayamazsa kendisini güvenliksiz ve stres altında hisseder.

Çocuğun anne-baba arasındaki tartışmaların kendisinden kaynaklandığını ve bu boşanmanın sorumlusunun kendisi olduğunu düşünmesi oldukça olasıdır. Bu tümgüçlü düşünce yapısı, gelişimin bu evresi için normal ve beklenen bir durumdur.

Rutinler ve öngörülebilir davranışlar çocuklara güvenlik hissi verdiklerinden, boşanma sürecinde bunların aksamasıyla çocuklar huzursuz, gerilmiş ve hatta korkmuş hissedebilirler.

Stres belirtileri nelerdir?

  • Gelişimlerinde gelişimin önceki evrelerine gerileme görülebilir. Örneğin alt ıslatma veya tekrar beze dönme, biberon veya emzik kullanmaya geri dönme gibi arzuları belirebilir.
  • İçlerine kapanıp, üzgün veya yalnızlaşabilirler.
  • Uyku ve beslenme alışkanlıklarında önemli değişikliklere rastlanabilir.
  • Normalde korkmayacakları şeylere karşı korku veya endişe geliştirebilirler.

Ebeveynler yardımcı olmak için neler yapmalı?

  • Rutinlerinize düzenli bir şekilde devam edin.
  • Karı-koca olarak ayrılsanız da, onun anne-babası olmaya devam edip onu çok sevmeye ve ona bakmaya devam edeceğinizi anlatın.
  • Bebeksi davranışlarını cezalandırmaktan kaçının. Bunun yerine ona büyümenin güzel yanlarını göstermeye çalışın.
  • Çocuğunuz kendini sizden çekiyorsa ona zorla sarılmaya çalışmayın. Sizden sevgi isteyebileceği anları fark edin ve onu bu zamanlarda öpün ve sarılın.
  • Sınır koymayı unutmayın. Boşanma sürecinde çoğu ebeveyn çocuklarına karşı duydukları suçluluktan sınırları ve kuralları askıya alabilirler. Unutmayın ki sınır ve kurallar çocuklara kendilerini güvende ve korunmuş hissettirir.
  • Çocuğunuzun evden ayrılan ebeveyniyle de zaman geçirdiğinden emin olun.

İlgili Diğer Yazılar:

Bebeklik Dönemindeki (0 - 1,5 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

0 - 3 Yaş Arası Çocuklarda Boşanmanın Etkileri

Boşanan Ebeveynler İçin En İyi 10 Öneri

Boşanma Çocuklar İçin Kötü Mü?

1
  1030 Hits

Bebeklik Dönemindeki (0 - 1,5 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

Bebeklik Dönemindeki (0 - 1,5 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

Her çocuğun kendine has bir iç dünyası ve dünya algısı olduğundan, boşanmayı nasıl deneyimlediği de elbette bambaşka ve biriciktir. Fakat bu algıların oluşmasında ve şekillenmesinde çocukların kişisel özellikleri ve deneyimleri kadar gelişimsel özelliklerin de rolü büyüktür. Örneğin henüz bir yaşında olan bir bebek karmaşık bir yaşam olayı olan boşanmayı henüz anlamlandıracak ve bunu ifade edecek zihinsel donanımda olmadığından, neler olup bittiğini tam anlamıyla anlayamaz ve bunun üzerine konuşamaz.

Ebeveynlerine her konuda bağımlı olduğundan, bu süreçte ona yeterli bakım sağlanamazsa bu durum onda stres ve rahatsızlık yaratacaktır. Gündelik rutinlerinde değişiklik olur ya da alıştığı kişiler artık çevresinde bulunmazsa, bebek kendisini güvensiz hissedebilir. Bu dönemdeki bebeklerin duygu durumları üzerinde onlara sağlanan fiziksel koşullar kadar, ebeveynlerinin duygusal süreçleri de belirleyicidir.

Bu dönemdeki stres belirtilerini nasıl anlayabilirim?

  • Bebeğiniz bu süreçte tedirgin veya öfkeli olabilir. Bu duygudurumu kendini aşırı mızmızlık veya tam tersi olağandışı durgunluk şeklinde gösterebilir.
  • İştah, uyku düzeni ve/ya kişiliğinde bu gelişim evresine uymayan önemli değişikliklerle karşılaşabilirsiniz.
  • Sizin yaşadığınız stres ve sıkıntıya ağlayarak veya huysuzlanarak tepki verebilir.
  • Bu dönemde tamamlanmasını beklediğimiz gelişim basamaklarında gecikme yaşayabilir (ör: yuvarlanma, oturma, bir nesneye uzanma veya yürümede gecikme gibi).

Ebeveyni olarak çocuğuma bu dönemde yardımcı olmak için neler yapabilirim?

  • Onun rutinlerine tutarlı bir şekilde sadık kaldığınızdan emin olun.
  • Hem fiziksel hem de duygusal bağınızı devam ettirmek için onu kucağınıza alın, sallayın, sarılın ve onunla konuşmayı ihmal etmeyin.
  • Bebeğinize sevgi ve sıcaklıkla yaklaşmayı ve ona gülümsemeyi aksatmayın.
  • Bebeğinizin diğer ebeveyni görmeden 2 veya 3 günden fazla gün geçirmediğinden emin olun.
  • Bu süreçte kendinize de bakmayı ve zaman ayırmayı unutmayın.

İlgili Diğer Yazılar:

Erken Çocukluk Dönemindeki (1,5 - 3 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

0 - 3 Yaş Arası Çocuklarda Boşanmanın Etkileri

Boşanma Ergenlere Nasıl Anlatılmalıdır?

Boşanan Ebeveynler İçin En İyi 10 Öneri

Okul Öncesi Dönemdeki Çocuğunuza Boşanmayı Nasıl Açıklarsınız?

Boşanma Çocuklar İçin Kötü Mü?

1
  854 Hits

Çocuğunuz Size Yalan Mı Söylüyor? Endişelenmeyin…

Çocuğunuz Size Yalan Mı Söylüyor? Endişelenmeyin…

Çocukların yalan söylemesi ebeveynleri en çok endişelendiren davranışlardan bir tanesidir. Ancak, günümüzdeki araştırmalar bu endişenin yersiz olduğunu göstermenin yanı sıra yalan söylemenin zekâ belirtisi olduğunu kanıtlamaktadır.

Michael Lewis'in 2-4 yaşları arasında çocuklarla yaptığı araştırmada çocukların saklanan bir oyuncağa bakmamaları istenmiştir. Fakat araştırmacı odadan çıkar çıkmaz neredeyse bütün çocukların saklanan oyuncağa baktığı tespit edilmiştir. Araştırmacı odaya geri döndüğünde ise oyuncağa bakan çocukların büyük bir çoğunluğu bu konu hakkında yalan söylerken, çocukların geri kalanının oyuncağa baktığını itiraf ettiği gözlemlenmiştir.

Peki, neden bazı çocuklar yalan söylerken diğerleri söylemez? Lewis'e göre yalan söyleyen çocuklar diğer çocuklara göre daha zekidir. Lewis'in bu kanıya varmasının sebebi araştırmalarının sonucunda yalan söyleyen çocukların diğer çocuklara göre IQ seviyelerinin 10 puan daha yüksek olmasıdır. Bu konuda yapılan başka araştırmalar ise zekânın yanında yalan söyleyen çocuklarda beyindeki yürütücü işlevlerin ve sosyal becerilerinin daha gelişmiş olduğunu göstermektedir. Ancak, çocukların 2-3 yaşlarında yalan söyleyememesi ebeveynleri endişelendirecek bir durum olmamalıdır. Yalan söyleme kapasitesi interaktif oyunlar ve rol yapma oyunlarıyla geliştirilebilir.

Çocukların yalan söylemesi ebeveynler için çelişkili bir durum oluşturabilir. Bu çelişkiyi ebeveynlerin çocuklarının hem yalan söyleyebilecek kadar zeki, hem de yalan söylemeyecek kadar ahlaklı olmalarını istemeleri yaratır. İyi yalan söyleyebilen çocukların aynı zamanda yalan söylemenin ahlaki olarak yanlış bir davranış olduğunu anlaması için yalan söylemenin yanlış olduğunu vurgulamak yerine dürüst olmanın yararları ön plana çıkarılmalıdır. Araştırmalara göre, yalan söyleyen çocukları cezalandırmaktansa doğru söyleyen çocukları ödüllendirmek daha etkili bir yöntemdir.

Her zaman inanılanın tersine, iyi yalan söyleyebilen çocuklar zekidir. Ancak, burada unutulmaması gereken önemli nokta çocuklara yalan söylemenin ahlaki olarak yanlış olduğunu aşılamaktır.

Derleyen: Vanessa Toledo
Kaynak: The New York Times

0
  1017 Hits

Bebeğinizin Uyku Problemiyle Nasıl Başa Çıkarsınız?

Bebeğinizin Uyku Problemiyle Nasıl Başa Çıkarsınız?

Bebeğinizin öğle uykusu sizin için günün en huzurlu ve sessiz saati olabilir. Bu öğle uykusu, kendinize ayırabileceğiniz çok değerli birkaç saat olabilir. Çocuğunuzla ilgilenmeniz gerekmeyen bu süre zarfı, dinlenebileceğiniz, yarım kalan işlerinizi bitirebileceğiniz veya keyif alacağınız aktiviteleri yapabilmek için güzel bir fırsattır.

Fakat bir gün bebeğinizin sabah veya öğle uykusuna artık ihtiyacı kalmayacaktır. Yürümeye yeni başlayan çoğu çocuk sabah uykusunu bıraksa da hala öğle uykusuna yatar. 3-4 yaşlarına geldiklerinde uyumamaya başlayabilirler.

Bebeğiniz uyumamaya başladığında bu durumla başa çıkabilmek için birkaç önerimizden yararlanabilirsiniz:

1. Uyku vaktini düzenleyin

Artık gün içindeki uykular kesildiğinde çocuğunuzun akşam uyku saatini normalden daha erkene çekmeniz işine yarayabilir. Bu şekilde hem çocuğunuz yeterince uykusunu alabilecek hem de siz kendinize gün içerisinde daha fazla zaman ayırabileceksiniz.

2. “Sessizlik Vakti”ni kullanın.

Bebeğiniz eğer gün içinde uyumak istemiyorsa, uyku vakti yerine “sessizlik vakti”ni devreye sokabilirsiniz. Bu “sessizlik vakti”nde bebeğiniz sessizce yatağında uzanabilir veya ses çıkarmayan oyuncaklarla oynayabilir. Bu şekilde çocuğunuz sakinleşecek ve günün kalanı için enerji toplayabilecektir ve siz bu süre içinde kendi istediklerinizi yapabileceksiniz.

3. Birlikte bir aktivite yapın.

Çocuğunuz uyumak istemediğinde, çocuğunuza uygun ve çocuğunuzun hoşuna giden bir kitabı birlikte oturup birkaç bölümünü ona okuyabilirsiniz.

Derleyen: Talia Molina
Kaynak: EverydayFamily

0
  730 Hits

Anneler, Babalar Şu Telefonlarınızı Artık Kapatın!

Anneler, Babalar Şu Telefonlarınızı Artık Kapatın!

Ebeveynlerin sürekli telefonlarıyla meşgul olmaları, çocukların rahatsız eder ve olumsuzluklara karşı dayanıklılıklarını azaltır.

Küçük çocuklar sürekli anne-babalarının dikkatlerini çekmeye çalışırlar. Hayatta kalmaları için onların ilgilerine ihtiyaçları olduğu gibi, aynı zamanda sosyal ve duygusal gelişimleri içinde buna gereksinimleri vardır. Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki; ebeveynler fiziksel olarak orada olsalar da telefonlarıyla meşgul olduklarından dolayı dikkatleri dağılabiliyor, çocuklarına daha az tepki veriyor ve bu nedenle de çocuklarına farklı şekillerde zarar verebiliyorlar.

1. Cep telefonlarıyla meşgul annelerin çocukları daha kötümser ve dayanıklılığı daha düşük olabiliyor.

Bir çalışmada, 7 aydan 2 yaşına kadar olan bebekler; mizaç, sosyal katılım, keşif ve ayrılma sonrası yeniden birleşme konularında değerlendirilmiştir. Araştırmacılar, anneleri cep telefonlarıyla meşgulken, çocukların daha fazla sıkıntı yaşadıklarını ve çevrelerini keşfetme ihtimallerinin daha düşük olduğunu belirtmiştir. Annenin duygusal olarak uzaklaşmasının ve çocuğuna tepki vermemesinin yarattığı olumsuz etkiler gibi telefon kullanımının da bebeklerin sosyal-duygusal işlevleri ve ebeveyn-çocuk etkileşimleri üzerinde olumsuz etkileri olabileceği sonucuna varılmıştır.

2. Çocuklar kendilerini ebeveynlerin dikkatini çekmek için akıllı telefonlarla rekabet etmek zorunda ve önemsiz hissederler.

13 yaşındaki 6008 çocukla yapılan geniş çaplı uluslararası bir araştırmada; ebeveynleri yemek, sohbet veya diğer aile zamanlarında cep telefonlarını kullandıklarında, çocukların %32’si kendilerini önemsiz hissettiklerini belirtmişlerdir. Çocuklar ebeveynlerinin dikkatini çekmek için teknoloji ile rekabet ettiklerini ifade etmişlerdir. Çalışmadaki çocukların yarısından fazlası ebeveynlerinin telefonlarında çok fazla zaman harcadıklarından şikayetçi olmuşlardır.

3. Dikkati dağılmış ebeveynlerin çocuklarına karşı gösterdikleri ilginin yetersizliği çocukların sosyal ve duygusal gelişimine zarar verir.

Dikkati dağıtmış anneler daha az güvenilir ve daha az özenli olma eğilimindedirler. Araştırmacılar, dağınık ve düzensiz bakımın, ileriki zamanlarda duygusal bozukluklara dönüşebilecek olan, beyin gelişiminde bozulmalara neden olduğu sonucuna vardı: "Duygusal sistemin gelişmesi için öngörülebilirliğe ve tutarlılığa ihtiyacımız vardır".

4. Ebeveynleri cep telefonunu kullandıklarında çocuklar, üzgün, kızgın ve yalnız hissediyorlar.

Yine bir araştırmacı, 4 ila 18 yaş arasındaki 1000 çocukla röportaj yaparak ebeveynlerinin mobil cihaz kullanımını sormuş. Anne-babalarının cihazlarında olduklarında çoğu çocuğun kendilerini "üzgün, kızgın ve yalnız" olarak nitelendirdiklerini belirtmişlerdir. Birkaç küçük çocuk, ebeveynlerinin cep telefonlarına zarar verdiklerini veya onları sakladıklarını ifade etmişlerdir. Ebeveynler, çocuklarıyla birlikteyken telefonlarını ellerine almadan önce iki kez düşünmelidirler. Bu şekilde davranarak çocuklarımıza; onların bizim için önemli olmadıklarını, bizim ilgimizi yeterince çekmediklerini ve gelen bir mesaj sesinin birlikte geçirdiğimiz zamanı bölmesinde bir sakınca olmadığını söylemiş oluyoruz.

Tutarlı, güvenilir ve onlara odaklanan ebeveynlerin çocukları daha sağlıklı gelişim gösterirler.

Çocuğunuz yanınızdayken telefonla ilgilenmek, bir tür psikolojik uzaklaşma ve yanıt vermeme biçimidir. Telefonunuzu hiç kullanmamaktan bahsetmiyoruz. Acil bir mesaja cevap vermek veya hızlı bir şekilde görüşme yapmak, özellikle de çocuğunuzla ilgiliyse, kabul edilebilir.. Çocuğunuzla birlikte olduğunuzda mümkün olduğunca, onunla birlikte olun. Telefonu ve diğer elektronik cihazları uzaklaştırın. Çocuğunuzun büyümesine, mutlu bir yetişkine dönüşmesine yardımcı olacak kısa anların keyfini çıkarın.

Derleyen: Ezgi Emiroğlu
Kaynak: Psychology Today

0
  879 Hits

Gençlerle İletişim: Pozitif Ebeveynlik

Gençlerle İletişim: Pozitif Ebeveynlik

Bu günlerde çocuğunuz üzerinde pek fazla etkiniz yokmuş gibi hissedebilirsiniz, ancak gençlerin davranışları ebeveynleriyle olan bağlarının gücü ile büyük oranda ilişkilidir. Gençler ve ebeveynleri arasındaki iyi ilişkiler, okul başarısı ve bireylerin genel mutluluklarıyla pozitif ilişkilidir.

1. Unutmayın siz bir ebeveyn ve arkadaşsınız.

Gençler, ebeveynlerinin onları anlamalarını, takdir etmelerini ve koşulsuz sevmelerini bekliyorlar; yani aslında ilişkilerinin bir dostluk formunda olmasını istiyorlar. Ama aynı zamanda biraz bağımsızlıkları olsun da isterler, bu yüzden bazı zamanlar kendinizi dışarda kalmış hissedebilirsiniz. Ebeveyn rolünüzü, çocuğunuza ne yapacağınızı söylemek için değil de çocuğunuzla yakınlık kurmak için kabul edilebilir bir şekilde kullanırsanız, size kendini daha fazla açıp, paylaşmaya daha yatkın olacaktır.

Yakın arkadaşlığınız çocuğunuzun size olan saygısını azaltır mı? Hayır. Arkadaşlarınıza saygı duymuyor musunuz? Duygusal olarak gerçekten yanınızda olanlara değer vermiyor musunuz? Eğer çocuğunuza saygı, düşünce ve özgünlük sunarsanız karşılığında sizde aynılarını çocuğunuzdan alacaksınız.

Çocuğunuza olmak istediğiniz kadar yakın olduğunuz da bazen otoritenizi kullanıp, hayır demeniz gerekir. Bazen gençlerin kendileri için belirleyemedikleri sınırları belirlemek için sizlere ihtiyaçları olacaktır. Bazen değerlerinize sadık kalmaya ve hayır demeye ihtiyacınız olacaktır.

2. Güvenli paylaşım zamanı belirleyin.

Her akşam yemeğinden sonra masayı toplarken ya da yatmadan hemen önce birkaç dakika baş başa görüşme yapmak, birbirinizden haberdar olmanıza ve açık iletişim kurmanıza yardımcı olabilir. Günde 23 saat boyunca anne ve babalarının kim olduğunu unutan gençler bile, iyi geceler sarılması ve gece konuşmasına güzel karşılık verirler. Kısa, günlük konuşmalara ek olarak, genç çocuğunuzla özel bir şeyler yapmak için haftalık düzenli bir rutin oluşturun; bu dondurma yemek için dışarı çıkmak ve ya birlikte kısa bir yürüyüş yapmak bile olabilir.

3. Aktif bir ebeveyn olun.

Oğlunuzun veya kızınızın büyüdüğünü ve daha fazla özgürlüğe ihtiyacı olduğunu kabul etmeyi reddederek, çocuğunuzu isyan ettirmeyin. Ancak çocuklarınızın nereye gideceğini, kimin yanında olacağını ve ne yapacaklarını sormaya çekinmeyin. Çocuklarınızın arkadaşlarını ve ebeveynlerini tanımaya çalışın, böylece yaptıkları aktiviteler konusunda daha fazla fikir sahibi olabilirsiniz.

4. Çocuğunuza hedeflerini belirlerken destek olun.

Genç çocuğunuz, elinden gelenin en iyisini yapmak istiyor. Ebeveyn olarak işimiz gençlerimizi desteklemektir. Ancak çocuğunuzun, onlar için belirlediğiniz hedeflere ulaşmasını beklemeyin. Çocuğunuz, kendisini olduğu gibi seven ve amaçladığı her şeyi yapabileceğine inanan bir ebeveynin desteği ile kendi hedeflerini kendi belirlemelidir. Kendi sesini bulmaya çalışırken, çocuğunuzun tutkularını ve araştırmalarını destekleyin.

5. Çocuğunuz hazır olana kadar onu bağımsızlığa zorlamayın.

Her gencin bağımsız bir bireye dönüşmek için kendi zaman çizelgesi vardır. Gerçek bağımsızlık, başkalarıyla olan yakın ilişkileri içerir. Çocuğunuzun onu, bağımsızlığa ittirdiğinizi hissetmesi sağlıklı DEĞİLDİR – bu çocuğunuzu onaylandığını, değer gördüğü akran grubuna fazlasıyla bağımlı hale getirir. Genç çocuğunuz er ya da geç, bağımsız hale gelecek, onun zaman çizelgesine saygı gösterin.

Bu aralar genç çocuğunuzun listesinin en üstünde olmayabilirsiniz, ancak yakın durmak için çaba gösterin ve çocuğunuzun sizi uzaklaştıracağını varsaymayın, pes etmeyin.

Derleyen: Ezgi Emiroğlu
Kaynak: Aha! Parenting

0
  946 Hits

Çocukları brokoli yemeye zorlamalı mısınız?

Çocukları brokoli yemeye zorlamalımısınız?

Yemek masasında bir tür savaşta gibi hissedebilirsiniz. Brokoli yemeği tabaktadır. Çocuğunuz gözlerinizin içine bakıyor ve kararlılıkla gözlerini aşağıya indiriyor ve size açıkça bir mesaj veriyor. Bu sebzeler zorlanmadan yenmeyecek !!! Günümüzde sağlıklı beslenme üzerine odaklanılması, ebeveynlerin çocuklarının ne yediğiyle ilgili daha fazla baskı ve endişe hissetmelerine neden olabilir. Soru o zaman şu : Ne kadar zorlarsanız o yemeği yer? Yemek saatlerinde çocuklarınızı ne kadar sıkıştırıyorsunuz?

Aşağıdakiler, sağlıklı beslenmeyi hayatımızda öncelikli olmasına yardımcı olabilecek, ancak akşam yemeğini mutlu bir yerde tutabilecek bazı önerilerdir.

Zorlamayın:

Kendinizi yemek sırasında çocuklarınızın gözünde korkutucu buluyorsanız, geri çekilme zamanı geldi. Yemek masasını bir savaş alanına çevirmek, daha sonraki yaşamında yemekle ilgili sorunlara yol açabilir. Doğru gıdaları yemeyi, bir emir değil keyifli bir deneyim haline getirmek daha uygundur. Bu konuda hayal kırıklığınızı ve kaygılarınızı azaltın ve çocuklarınıza daha rahat ve daha iyi davranma şansı verin.

Yeni Gıdaları Tanıtmaya Devam Edin:

Çocukların, sağlıklı yemek yemeye alışmalarından önce birçok yeni yiyecekler sunun. İlk etapta bir şeyden hoşlanmazlarsa vazgeçmeyin. Sebzeden bir iki ısırık  bile sizin için bir zafer olabilir, çünkü çocuk yavaş yavaş bu tadı kabul eder.

Sağlıklı Yemek Ödülü:

Bazı ebeveynler yemek yeme olayını rüşvete çevirirler. Bunu doğru değildir. Çocuğunuzun sağlıklı gıdaları tüketme davranışının desteklenmesini istiyorsanız bunu olumlu takviye olarak adlandırın.

En iyi ödüllerden birinin övgü olduğunu unutmayın. Onlara sağlıklı ve güçlü olmasını sağlayacak lezzetli yemek yemeleri için, kendilerinden gurur duymalarına yardımcı olun.

Çocuklara Kontrol ve Seçim Duygusu Verin:

Zihinsel sağlık uzmanları arasında popüler bir görüş, çocuklara ayrı yemek önerilmemesi gerektiğidir. Herkesin yemesi gereken yemeği yemeliler. Sonuçta, tüm aile için ayrı yemekler hazırlamak pratik  olmayabilir. Ancak, bu stratejiyi ılımlılıkla uygulanmalı.

Bazı günler aile yemekleri olarak belirlenir, ancak bazıları serbest günlerdir. Aile yemek günlerinde, çocukların kesinlikle nefret etmediği bir kaç şeyi yapmaya ve mümkün olduğunca çok seçenek sunmaya çalışın. Atıştırmalıklarda, çocuklar için seçim yapabileceğiniz çeşitli sağlıklı seçenekler sunun.

Çocuklarınızla sağlıklı yemek yeme savaşını kazanmanın gerçek yolu ,yemeği onun kendisinin yemesidir. Yemek yemesinde tutarlı davranırsanız, sonunda yemek yiyecektir. Yavaş olacak. Sabrınız sınanacak, ancak sağlıklı yemek yeme gerçekleşecektir.

Derleyen: Duygu Ballı
Kaynak: Psychyology Today

0
  897 Hits

Okula Yeni Başlayan Çocuklara Destek Olmak İçin 5 Öneri

Okula Yeni Başlayan Çocuklara Yardımcı Olmak İçin 5 Öneri

İlk defa okula başlamak büyük bir dönüm noktasıdır. Anaokulu veya ilkokul olmasına bakılmaksızın, ilk okul deneyimi hem heyecan verici, hem korkutucu olabilir. Bu başlangıç ebeveynler için de büyük bir değişim olabilir! Çocuğunuzla, okula başlamak hakkında konuşun. Diğer okul hazırlıkları şu şekilde olabilir:

1. Okula başlamak hakkında konuşun.

Hazırlanmak için neler yapacağınız, çocuğunuzun nasıl okula gideceği, okulda ne yapacağı, okul gününün nasıl sona ereceği ve eve geldiğinde neler yapacağı hakkında konuşun. Okula başlamakla ilgili kitapları birlikte okuyun ve en önemlisi olumlu ve destekleyici olun.

2. Birlikte alışverişe gidin

Okulu daha heyecanlı hale getirmek için sırt çantası, kıyafet gibi eşyaları beraber alabilirsiniz. Alınan çantalar, kıyafetler okul başlayana kadar bir yerde tutulmalı ve okula başlandığı zaman kullanılmalıdır ki, çocuk o eşyaların daha özel olduğunu fark edebilsin.

3. Çocuğunuzun okul zamanı için bir uyku programı hazırlayın

Bu çok önemli bir konudur ancak birçok aile bu programı yapmaya çok geç başlıyor (ya da hiç yapmıyor). Çocuğunuz tercihen her gece 9 ila 10 saat uyumalıdır. Bu yüzden, okula gitmek için kaçta kalkması gerektiğine karar verip, 10 saat geri sayılmalı ve 1 saat öncesinden ekranlar kapatılmalı ve sakinleştirici rutinlere başlanmalıdır. Örneğin, çocuğunuzun sabah 7'de kalkması gerekiyorsa, en geç saat 9'da yatakta olunmalıdır – yani saat 7.30’dan sonra tüm ekranlar kapalı olmalı ve sadece hikâye okumak, sessizce oynamak gibi rahatlatıcı aktiviteler yapılmalıdır. Çocuğunuzun bu rutine alışılabilmesi için okul başlamadan en az bir, tercihen iki veya daha fazla hafta önce bu programı uygulamaya başlamalısınız.

4. Rutininizdeki tüm değişiklikleri önceden planlayın.

Oturun ve her şeyi detaylıca düşünün. Bir haftanızı ne kadar çok planlarsanız ve o haftaya dair hazırlıklar yaparsanız, okul günleri de o kadar kolay olur. Olası tüm senaryoları düşünmek zorunda değilsiniz, ancak bazen ileri düzey planlamalar yapmak büyük farklar yaratabilir.

4. Çocuğunuzun (ya da kendinizin) üzerine çok fazla etkinlik yüklemeyin

Çocuğunuzu bir sürü etkinliğe kaydettirmek kulağa cazip geliyor olabilir. Etkinlikler faydalı ve eğlenceli olabilir ancak özellikle okulun ilk zamanlarında aşırı yükleme yapmak çocuğunuzun yıpranmasına neden olabilir. Çocukların dinlenmesi gerektiği gerçeğinin yanı sıra, okula geçiş, her zaman stresli bir süreç olabilir. Herkes bulunduğu yere ve duruma alışıncaya kadar programınızı olabildiğince hafif tutmaya çalışın.

Derleyen: Ezgi Emiroğlu
Kaynak: Deborah Gilboa, Everyday Family

0
  1317 Hits

Çocukların Gözünden Ölümü Anlamak ve Yardım Etmek

Çocukların Gözünden Ölümü Anlamak ve Yardım Etmek

Yetişkinler genellikle çocuklarla ölüm hakkında konuşmaktan rahatsızlık duyarlar. Bu ağır kavramı anlamak için yaşları çok küçük olanları koruduklarını varsayarak, bilinçli veya bilinciz olarak gözyaşlarına ya da diğer duygularına ket vurabilirler. Ancak ölümle ilgili yaşa uygun konuşmalar, çocukların tanıdıkları bir kişi öldükten sonra kaçınılmaz olarak sahip olduğu duygu ve düşüncelerini paylaşmalarına izin verir. Bunları normalize etmelerini sağlamak için çeşitli gelişim basamaklarında çocukların ölümü nasıl algıladıklarını bilmemiz gerekir.

Ölümü Anlamak

1948 yılında psikolog Maria Nagy’nin yaptığı bir araştırmada çocukların yaşlarına göre ölümü algılayışları incelenmiştir. Buna göre: 3-5 yaş arası çocuklar ölümün kesin bir son olduğunu inkâr ederken, ölümü birinin geri döneceği bir seyahatle ilişkilendirme eğilimindedir; 5-9 yaş arası çocuklar ölümün kesin bir son olduğunu anlarken bu bilgiyi uzakta bir yerde tutmaktadır. Eğer bu konuda zeki olurlarsa, ölümü kandırabileceklerini ve ölümden kaçınabileceklerini düşünmektedirler; 9-10 yaş arası çocuklar ölümün kaçınılmaz olduğunu ve kendileri dâhil herkesi etkilediğini anlamaktadır. Nagy’nin araştırması Jean Piaget’in çocukların düşünme süreçlerini anlamak için ortaya çıkardığı Bilişsel Gelişim Evreleriyle (Duyusal Motor Dönem (0-2 yaş), İşlem Öncesi Dönem (2-6 yaş), Somut İşlem Dönemi (6-7 ile 11-12 yaş), Soyut İşlem Dönemi (11-12 yaş ve üstü) yakından ilgilidir.

Çocukların Ölümü İşlemelerine Yardımcı Olmak

Kayıp yaşamış çocukların ebeveynleriyle ölümlerinin ertesi yılında bağlantılarını nasıl sürdürdüklerini inceleyen bir araştırmada, çocukların%74’ü ebeveynlerinin cennet adı verilen yerde olduğuna inandıkları bulunmuştur. Bu sonuç çocukların ölen kişiyle ilişkisinin kopması konusunda teşvik edilmeleri yerine ölen kişiyle ilişkilerine yeni bir açıdan bakılmasının önemini göstermiştir. Çocuğun ölen ebeveynini yeniden yapılandırması için ölen kişinin yerinin bilinmesi (yerleştirilmesi), ölen kişinin deneyimlenmesi, ölen kişiye ulaşılması ve bağlantı nesnelerinin kullanılması gibi bağlantı stratejileri gerekmektedir.

Ebeveynlerin yapmaları gereken iki önemli şey vardır:

  1. Ölümle ilgili gerçek çocuğa gelişimsel dönemi ve anlayışı göz önünde bulundurarak söylenmelidir. Örneğin; “Genelde insanlar çok çok yaşlandıkları zaman veya çok çok hastalandıkları zaman veya vücutlarında doktorların ve hastanelerin iyileştiremedikleri yaralar olduğunda ölürler ve bu durumda kişinin vücudu çalışmayı durdurur.” Eğer çocuk çok küçük yaştaysa yas sürecini engelleyen klişelerden kaçınarak somut bir dil ve görseller kullanmak yararlı olacaktır. Eğer biz küçük bir çocuğa anneannesinin uzun bir seyahate çıktığını söylersek, anneannesinin geri döneceğini hayal edebilir veya neden vedalaşmadığını sorgulayabilir.
  2. Çocukların yas tutmalarına, cenazelere ve anma törenlerine katılmalarına izin verilmelidir. Bir araştırmaya göre cenazeye katılmak çocukların ölümü kabullenmelerine ve ölen ebeveyniyle gurur duymalarına yardımcı olmaktadır.

Yas sürecinde olan çocukların gösterebileceği yaygın tepkilerin (normal gözükmeyi istemek, tekrar ve tekrar hikâyelerini anlatmak, sevdikleriyle ilgili konuşmak ve onların sağlıklarından endişe duymak gibi) farkında olmak önemlidir.

Ebeveynler çocuklarını yaslarını çalışabilmeleri için bazı alışkanlıklara teşvik edebilirler. Dua okuyabilirler, bir balon uçurabilirler, şarkı söyleyebilirler, çiçek ekebilirler, şiir yazabilirler veya bir köpek kemiği gömebilirler. Yas tutan çocuklar kendilerini anı kitaplarıyla, anı kutularıyla, fotoğraflarla ve hatta anı e-mailleriyle ifade edebilirler.

Çocuklar duygularını paylaşmak için kısıtlı sözel ifadeye sahip olabilirler ve kaybın acısını tolere etmek onlar için zor olabilir fakat duygularını, isteklerini ve korkularını oyun yoluyla iletebilirler. Oyun terapisi hayal gücünü kullanmayı ve oyuncaklarla iletişime geçmeyi sağlamaktadır. Örneğin; oyuncak bir telefon çocuğun sevdiği kişiyle diyaloğunu sembolize edebilir.

Derleyen: Dilay Celasun
Kaynak: The Conversation

0
  1152 Hits

Çocuğunuzdan nasıl ve ne zaman özür dilemelisiniz?

Çocuğunuzdan nasıl ve ne zaman özür dilemelisiniz?

"Herhangi bir ilişkideki en önemli 7 kelime:
Seni seviyorum. Seni duyuyorum. Beni affet lütfen."

Çoğu ebeveyn, çocuklarının kardeşlerinden, arkadaşlarından veya bir yetişkinden özür dilemeleri konusunda ısrar etmiştir. Buna rağmen, çocuklarından özür dilemek çoğu ebeveyne garip geliyor olabilir. Bazen çocuklardan özür dilememe konusunu, bize karşı saygılarının azalacağını söyleyerek savunabiliriz. Ancak tam tersi! İnsanlar hata yaptıklarında ve bunu kabullenip, hatalarını düzeltmeye çalıştıklarında başkalarına daha fazla saygı duymaz mısınız? Kendi hatalı davranışınız için özür dilemek, gerektiğinde çocuğunuzu uyaramayacağınız veya düzeltemeyeceğiniz anlamına gelmez.

Çocuğunuzdan özür dilediğiniz de çocuğunuz bundan ne gibi mesajlar almış olur?

  • Hepimiz bazen hata yaparız ve işleri düzeltmeye çalışabiliriz.
  • Hepimiz bazen başkalarına istemeden de olsa zarar veriyoruz. Önemli olan hata yaptığımızın farkına varıp, ilişkimizi düzeltmek için çaba göstermek.
  • Özür dilediğiniz de, diğer kişi sizin hakkınızda daha iyi düşünür ve hisseder.

Peki, o zaman çocuğunuzdan ne zaman özür dilemeli ve özür dilerken ne söylemelisiniz?

1. Sıklıkla ve kolaylıkla özür dilenmeli.
Sadece büyük hatalar yapıldığın da değil, yaşamın bir parçası olan küçük "hata" anlarında da özür dilenmeli. Çocuğunuzun hoşuna gitmeyen herhangi bir şekilde davrandığınızda, özür dilemelisiniz.

2. Eğer çocuğunuz için önemliyse, size göre önemsiz bir şey olsa bile özür dileyin.
"Size dükkâna gittiğimde yeni bir defter alacağımı söylemiştim ve sonra tamamen unuttum, çok üzgünüm, söz verdiğimi biliyorum, ama bir dahakine unutmamak için elimden geleni yapacağım.".

3. Neler olduğunu açıklayın.
"Hepimiz çok üzüldük, değil mi? Sen bağırıyordun, sonra ben bağırmaya başladım ve sen ağlamaya başladın. Eğer seni korkuttuysam özür dilerim, çok üzgünüm. Bağırmak sevdiğiniz biri ile bir şeyler düzeltmek için hiç de iyi bir yol değil."

4. Davranışınızı açıklayın ama buna bahane bularak iyi bir özrü mahvetmeyin.
"Zor bir gün geçirdim ve bir şeylerin daha yanlış gitmesiyle baş edemeyip sana bağırdım. Ama bu bir mazeret olmamalı, kimse bağırılmayı hak etmez."

5. Durumu düzeltmek için bir plan yapın.
"Sana ne diyeceğim, not defterini almak için sabah okula giderken mağazaya gidelim." Bu özrün önemli bir parçasıdır: "Bu durumu düzeltmek için ne yapabilirim?"

6. Bir dahaki sefere bir plan yapın.
Çocuğunuza bir dahaki sefere neyi farklı yapabileceğiniz sorar ve sakince neler yapılabileceğini konuşursanız, çocuğunuz bu durumdan birçok şey öğrenebilir. Ardından kendinize bir söz verin. "Bir dahaki sefere sakinleşmek için önce duracağım, sonar da derin bir nefes alacağım." Sevdiğiniz biri sürekli size zarar verir ve her defasında özür dilerse, er ya da geç özürlere inanmayı bırakırsınız. Kişinin gerçekten davranışı tekrarlamamaya çalışacağına inanırsanız, işte o zaman özürler daha anlamlı hale gelir.

7. Çocuğunuza uzlaşmaya hazır olup olmadığını sorun.
Bu "Umarım beni affedersin" kadar basit bir cümle olabilir. Bu çocuğa, kızgınlık duygusunu gidermesi ve yeniden duygusal olarak size bağlanabilmesine yardımcı olur. Çocuğunuzu buna zorlamamalısınız, çocuklar kendilerini hazır hissetmeden önce "affetme" konusunda baskı hissetmemelilerdir. Bazı ebeveynler, böyle yaparak gücü çocuklarına verdiğini düşünerek bu adıma direnirler. Oysaki çocuğunuz affetmeye hazır değilse, bunu bilmek; onun hala sizden uzak durmasına neden olan konuyu öğrenmenize ve birlikte çözmeye çalışmanıza yardımcı olur.

8. Suçlu hissetmek ve ya utanç duymak yerine, çocuğunuzla daha iyi şeyler yapmaya odaklanın.
Hata yaptığını Kabul etmek ve özür dilemek cesaret ister. Ancak bu sizi daha iyi bir ebeveyn yapar ve ilişkileri değerlendirecek ve sorumluluk alabilecek daha sağlıklı çocukların yetişmesinde önemli rol oynar.

Derleyen: Ezgi Emiroğlu
Kaynak: Psychology Today

0
  1791 Hits

Boşanan Ebeveynler İçin En İyi 10 Öneri

Boşanan Ebeveynler İçin En İyi 10 Öneri

Boşanma çocuklara zarar vermez. Boşanma, sevgiyle başlayan bir evlilik sonrasında biten üzücü bir şey olsa da, boşanmanın çocuklara zarar vermesi gerekmez. Boşanmış ebeveynlerin bu şiddetli, fırtınalı denizlerde çocuklarına yardımcı olmak için yapabilecekleri en önemli 10 şey.

1. Çocuğunuzun bir ebeveyne karşı taraf tutmasına izin vermeyin.

2. Karşıtlığınızı çocuğunuzun yanında frenleyin. Boşanan ebeveynler, çocukların karşılaştığı en yaygın problemin bu olduğunu iddia ediyor.

3. Boşanmadan sonra sağlıklı bir ebeveynlik ilişkisi üzerinde ,yeniden konuşun. Eski eşinizle en yakın arkadaş olmak zorunda değilsiniz, ancak sizin devam eden öfkeniz altında çocuğunuzun sorumluluk hissetmemesi için medeni bir ilişkinizin olması gerekiyor.

4. Eski eşinizi çocuğunuzun önünde kötülemeyin. Hatta , çocuğunuza diğer ebeveyn hakkında iyi şeyler söyleyin.

5. Çocuklarınızla ilgili tüm kurallar hakkında eski eşinizle aynı tutumda olun – yatma zamanı, ödev, bilgisayar zamanı, vb.

6. Çocuğunuzla ilgili koyulan kurallar ve bu kuralların sonucunda doğacak sonuçlar hakkında anlaşmaya varma konusunda sorun yaşıyorsanız, aile terapisine katılın .Eski eşinize karşı kızgınlığınızı doğru yönetmeniz için uzmanlardan yardım alın.

7. Eski eşinizin babası veya diğer aile fertlerini şiddetle eleştirmeyin. Çocuklar dedelerini, teyzelerini ve amcalarını severler; eğer bir ebeveyn onlar hakkında olumsuz şeyler söylerse çocuk bu çatışmayı hissedecektir.

8. Çocuğunuza karşı çocuğun bu boşanmaya sebep olmadığına dair ona güven verin. Anne-babalar boşandıklarında çoğu zaman çocuklar kendilerini suçlu hissediyorlar ve ebeveynlerin, çocukların bu boşanmada bir hatası olmadıklarına dair ikna etmeleri gerekiyor.

9. Çocuğunuza, her iki ebeveynin de onu sevmeye devam edeceğini ve onunla zaman geçireceğini söyleyin.

10. Çocuğunuza, onun kendisini iyi ve mutlu hissetmeye devam etmesini beklediğinizi söyleyin.

Derleyen: Duygu Ballı
Kaynak: Psychology Today

0
  2583 Hits

Çocuğunuza 4 Adımda Özür Dilemeyi Öğretin!

Çocuğunuza 4 Adımda Özür Dilemeyi Öğretin!

Sadece özür dilemiş olmak için, özür dilemek aslında pek de karşı tarafın gönlünü almaz.

Karşı tarafı incittiğinizde özür dilemek gerektiğini çoğu çocuk bilir; fakat çocuğunuzu anında özür dilemeye zorlamak, onların sadece yükümlülükten kurtulmak için içi boş özür dilemeye teşvik eder. Bir özüre mana katabilmek için çocuğunuza olan durumu tartışma fırsatı verin ve duygularını gözden geçirmesine yardımcı olun.

Ebeveynler çocuklarına genelde özür dilemeleri gereken zamanlarda küçük işaretler verir ve onları özür dilemeye teşvik ederler. Oysa hızlı bir özür çocuğunuzun durumu analiz edip ders çıkarmasını zorlaştırır. Zamanında olumsuz olayları değerlendirip sonuç çıkarmadığı için gelecekte aynı davranışlar tekrarlar.

Sadece 4 yöntem ile çocuğunuza kalpten gelerek özür dilemeyi öğretin!

Gözden geçirin

Çocuklar akranlarıyla tartıştıklarında öfkelenirler. Bu tamamen doğan bir tepkidir. Tartışmayı başlatan sizin çocuğunuz da olsa, birtakım duygular hissedebilir. Çocuğunuz içsel bazı duyguları beraberinde taşıyor olabilir ve tartışma anında bir şey bu duyguları tetiklemiş olabilir.Olumsuz duygularla sonuçlanan olayları gözden geçirin. Olayı parçalara bölerek neler olduğunu ve tartışmadaki her iki tarafın hisleri hakkında konuşun. Önemli bir nokta ise birini suçlamaktan veya sorunu çözmekten kaçının.

Tartışın

Duygular hakkında konuşun. Çocuğunuza olumsuz etkileşimi sırasında neler hissettiğini sorun. Çocuğunuzun kendi duygularının neler olduğuna ve bu duyguların ne anlama geldiğine odaklanmasına yardımcı olun. Çocuğunuzun duygularını değerlendirdikten sonra, empati konusuna geçebilirsiniz. Çocuğunuzdan diğer çocuğun ne hissetmiş olabileceğini düşünmesini isteyin. Diğer çocuk öfkeli mi, üzgün mü görünüyordu? Çocuğunuzun davranışları digger çocuğu etkiledi mi?

Canlandırma yapın

Küçük çocuklar için özür dilemek çok zor olabilir. Utanabilirler. Duygularını dile getirecek doğru kelimeleri bulamayabilirler. Bazen de olayın tamamen hafızalarından yok olmasını dileyebilirler.

Özür dileme çalışmaları, çocuğunuzun arkadaşının duygularını göz önünde bulundurarak onunla nasıl barışabileceğini öğrenmesine yardımcı olur. Özür dileme çalışmalarına örnek olarak Söylediğim sözlerden ötürü üzgünüm., Bu konuda öfkeli/üzgün hissediyordum., Başka bir sefere... gibi cümleleri kullanabilirsiniz. Çocuğunuzun rahat hissedeceği bir cümle bularak, arkadaşlarına karşı kalpten konuşmasına teşvik edin.

Modelleyin

Muhtemelen siz de evde bir tartışma sırasında karşı tarafı terslemişsinizdir. Çocuklarımızdan, eşimizden, akrabalarımızdan özür dilediğimiz zaman çocuklarıma iyi örnek oluruz. Bu şekilde çocuklarımıza bizim de hatalar yapabileceğimizi ve bu hataların sorumluluklarını üstlendiğimizi gösteririz.

Önemli bir şey unuttuğunuzda veya sabırsız olduğunuz bir andaki sözleriniz için çocuğunuzdan özür dilediğiniz zaman çocuğunuz kelimelerin gücünü görecektir. Bir hata yaptıklarında başkalarını düşünmeyi ve kalpten özür dilemeyi öğreneceklerdir.

Çocuklarımıza her şeyi kontrol edebilen süper ebeveynler olarak görünmek yerine zaman zaman hata yapabilen insan ebeveynler olduğunuzu göstermek daha yararlıdır.

Derleyen: Talia Molina
Kaynak: Everyday Family: “Teach Your Kids to Apologize in 4 Easy Steps” (Katie Hurley)

1
  1748 Hits

Orta Yaş Döneminde Psikolojik Dayanıklılığı Geliştirmek

Orta Yaş Döneminde Psikolojik Dayanıklılığı Geliştirmek

Psikolojik dayanıklılık (zorlayıcı deneyimlerden sonar tekrar ayağa kalkabilme yeteneğimiz) üzerine yapılan bilimsel araştırmaların birçoğu çocuklardaki psikolojik dayanıklılık nasıl sağlanır konusuna odaklanmıştır. Peki ya yetişkinler?

Dayanıklılık, sağlıklı bir çocukluk gelişimi için gerekli bir beceriyken, araştırmalar, yetişkinlerin de orta yaş döneminde en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri olan dayanaklılığı artırmak için adımlar atabileceğini göstermektedir. Orta yaş, boşanma, ebeveynin ölümü, kariyerdeki duraksama ve emeklilik endişeleri gibi her türlü stres faktörünü yaratabilir, ancak çoğumuz bu zorluklarla baş etmek için ihtiyaç duyduğumuz dayanıklılık becerilerini geliştirmiyoruz.

İyi haber; orta yaşın niteliklerinden bazıları – daha iyi duygu düzenleme, yaşam deneyimlerinden kazanılan bakış açıları ve gelecek nesiller için taşınan endişeler- orta yaştaki insanlara, gençlere nazaran dayanıklılık geliştirmek açısından daha fazla avantaj sağlayabilir. Stres ve psikolojik dayanıklılık üzerine çalışan bilim insanları, dayanıklılığı her zaman güçlendirilebilen duygusal bir kas olarak düşünmenin önemli olduğunu söylüyor. Büyük veya küçük çaplı bir krizle karşılaşmadan önce dayanıklılığı geliştirmek yararlı olsa da, duygusal iyileşmenizi hızlandırmak için de kriz sırasında ve sonrasında atabileceğiniz bazı adımlar var.

Orta yaş döneminde psikolojik dayanıklılığınızı arttırmanın bazı yolları şunlardır;

İyimser olmaya çalışın.

İyimserlik kısmen genetik olarak aktarılmış, kısmen de öğrenilmiştir. İyimserlik, korkunç bir durumun gerçeğini görmezden gelmek anlamına gelmez. Örneğin bir iş kaybı sonrasında birçok kişi yenilgiye uğramış hissedebilir ve "Bunun üstesinde asla gelemeyeceğim" diye düşünebilir. İyimser biri ise, meydan okumayı daha umutlu bir şekilde kabul eder ve "Bu zor olacak, ancak bu durum hedeflerimi gözden geçirme ve beni gerçekten mutlu eden bir iş bulmak için de büyük bir şans olabilir.” diye düşünebilir. Önemsiz gibi görünse de olumlu düşünmek ve olumlu insanlarla birlikte olmak gerçekten pozitif kalmamıza yardımcı oluyor.

Hikayenizi yeniden yazın.

Araştırmalar, dünyaya ve kendimize bakış açımızı şekillendiren kişisel hikayemizi yeniden şekillendirmenin yarar sağlayabileceğini gösteriyor. Yazılı anlatım çalışmalarında, üniversite öğrencileri üniversite mücadelelerini büyüme fırsatı olarak yeniden yapılandırmayı öğrendiler; sonrasında öğrenciler daha iyi dereceler elde ettiler ve okuldan ayrılma ihtimalleri azaldı. Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, stresi performansı artırmanın bir yolu olarak gören kişilerin testlerde daha iyi sonuç aldığını ve stresle, stresi görmezden gelenlere göre daha iyi baş ettiklerini buldu.

Kişiselleştirmeyin.

Başımıza gelen terslikler için kendimizi sorumlu tutma ve neyi farklı yapmalıydık diye tekrar tekrar düşünme eğilimindeyiz. Zor bir durumdayken sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelebilir. Psikolojik dayanaklılığınızı güçlendirmek için, bir hata yapmış olsanız bile, soruna büyük olasılıkla birden çok faktörün de katkıda bulunmuş olabileceğini ve atmanız gereken sonraki adımlara odaklanmanız gerektiğini kendinize hatırlatın.

Güçlüklerle nasıl başa çıktığınızı hatırlayın.

Zor zamanlarda sıklıkla kendimize, savaş mültecilerini veya kanserli bir arkadaş gibi daha zor durumda olan diğer insanları hatırlatırız. Bu doğru olsa da, şahsen kendi başınızdan geçen ve üstesinden geldiğiniz güçlükleri hatırlayarak daha büyük bir dayanıklılık artışı sağlayabilirsiniz. Geçmişe dönüp "ben nelerin üstesinden gelmedim ki, bununla da baş edebileceğimi biliyorum" demek, size her zaman daha çok yardımcı olur.

Başkalarını destekleyin.

Araştırmalar, krizle baş etmelerine yardımcı olmak için güçlü arkadaş ve aile destek ağlarına sahip olan insanların psikolojik olarak daha dayanıklı olduğunu göstermektedir. Fakat sizin için anlamlı olan bir şeye veya birilerine destek vererek daha büyük bir dayanıklılık artışı elde edebilirsiniz.

Stres molaları verin.

Yönetilebilir stres zamanları, size dayanıklılığınızı arttırma fırsatı sunar. Buradaki asıl olay, hayatınızdaki stresi hiçbir zaman ortadan kaldıramayacağınızı anlamanızdır. Bunun yerine, vücudunuzun stresten arınması için düzenli fırsatlar yaratın- tıpkı ağırlık kaldırma tekrarları arasında kaslarınızı dinlendireceğiniz gibi. Yürüyüş molası vermek, meditasyon yapmak için beş dakika vakit ayırmak veya iyi bir arkadaşınızla öğle yemeği yemek, aklınızı ve bedeninizi stresten arındırmanın farklı yollarıdır.

Derleyen: Ezgi Emiroğlu
Kaynak: Tara Parker Pope, The New York Times

1
  1235 Hits

Çocukluk Çağı Travmaları Yetişkinlikteki İlişkileri Nasıl Etkiler?

Çocukluk Çağı Travmaları Yetişkinlikteki İlişkileri Nasıl Etkiler?

Çocukluk dönemindeki duygusal travmalar büyüdüğünüzde bile sizi ve ilişkilerinizi etkilemeye devam eder.

Çocukluk dönemi deneyimleri bağlanma stillerini etkiler ve bu stiller erişkinlik dönemindeki ilişkilere taşınır. Ebeveyn ya da bakıcıları duygusal olarak erişilebilir olan, ihtiyaçlarına duyarlı ebeveynler tarafından bakılan, mutlu, sağlıklı, sağlam ve istikrarlı bir ev ortamında büyüyen çocuklar güvenli bağlanma geliştirirler. Bu çocuklar yetişkinlik döneminde partnerini geri çeviren ya da ona yapışan bir tutum sergilemezler. Sorun yaşasalar bile bunun kaynağı bağlanmakla ilgili meseleler değildir.

Ebeveyn & bakıcı çocuğun ihtiyaçlarına duyarsız kalır ya da bunları reddederse güvensiz-kaçınmacı bağlanma stili gelişebilir. Bu bağlanma stilinde yetişkin, yakın ilişki kurmaktan kaçınabilir. Yakınlık kurmaktan kaçınan, kendilerini yalnız hisseden bu kişilerin aslında ihtiyaç duydukları en temel şey ilişki kurmaktır.

Sürekli olarak ihmal ve istismara maruz kalan çocuklar korkulu-kaçınmacı ya da disorganize bağlanma stili geliştirebilirler. Çocukluk döneminde sevgi ve ilginin kaynağı olması beklenen kişi (ebeveyn) aynı zamanda acının da kaynağıysa çocuk için yakınlık kurmak korkutucu olabilir. Yetişkinlik döneminde bu bağlanma stilindeki bireyler başkalarına güvenmekte ve duygusal olarak yakınlık kurmakta zorlanırlar. Başkasına karşı sevgi göstermek, yakınlık duymak bu kişileri rahatsız edebilmekle birlikte bu kişiler için reddedilmek de kaygı vericidir.

Eğer bakıcı çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı olmakta istikrarlı değilse, bazen ilgili bazen ihmalkarsa, kaygılı-saplantılı ya da güvensiz-ikircikli bağlanma stili gelişebilir. Bu bağlanma stilinde kişi karşıdaki kişiye tam anlamıyla yapışır. Yakınlığa fazlaca ihtiyaç duyar, kendini karşıdaki kişi için feda edebilir. Duygularını düzenleme becerisi çok düşüktür.

Güvenli bağlanma stili geliştirmeyen bireyler partnerlerinin duygularını tanımakta ve uygun şekilde tepki vermekte zorlanabilirler. Partneriniz üzgün olduğunda ya da sinirlendiğinde nasıl davranacağınızı bilemeyebilirsiniz. Peki neler yapılabilirsiniz?

    • Hangi bağlanma stiline sahip olduğunuz konusunda farkındalığınızın olması size yardımcı olabilir.
    • Partnerinizle bağlanma stilleri hakkında konuşmak faydalı olabilir. Böylece karşılıklı olarak farkındalık kazandıkça duyguların üstesinden gelmek kolaylaşacaktır.
    • Çocukluk çağı travmalarının kalıcı olmadığını bilmek önemlidir. Farkındalık kazanmak, terapiye gitmek travmanın üstesinden gelmek için yardımcı olabilir.

Derleyen: Sevde Amil
Kaynak: PsychologyToday

0
  2262 Hits

Çocuklarınızla Eğlenceli Bir Yaz Geçirmek İçin 11 Fikir

Çocuklarınızla Eğlenceli Bir Yaz Geçirmek İçin 11 Fikir

Yaz dönemi aileler için zor bir zaman olabilir. Çocuklarınızın günleri tamamen boş olduğunda çocuklarınızla ne yapacaksınız? Kamp bulamıyor veya bütçeniz yetmiyorsa ne olacak? Ya öğrendikleri her şeyi unuturlarsa? Çocuk eğitim psikolojisi uzmanı ve UCLA  profesörü Charlotte Reznick'e göre, ebeveynlerin yapabileceği en iyi şey eğlenceye odaklanmaktır. Yaz dönemi,ebeveynlerin çocuklarıyla bağlarını sürdürebilmeleri ve çocukların gerçek bir tatile çıkmaları için iyi bir fırsat olabilir.

İşte çok para ve zaman harcamanızı gerektirmeyen 11 ipucu:

1.Ailen için uygun olanı yap:

Reznick'in dediği gibi, "her aile benzersizdir" ve aileler ,kendilerinin ihtiyaçlarına uygun etkinlikleri bilirler. Örneğin, bir aile oyunu yastık kavgasına bağlayabilir veya başka bir aile için bu tür oyunlar gerçek kavgaya neden olabilir.

2.Birlikte beyin fırtınası yapmak:

Çocuğunuza bu yaz yapmak istediği eğlenceleri sorun. Reznick, "Çocuğunuzun Hayal Gücünün Gücü" başlıklı yazısında, "Stres ve Kaygı Nasıl Sevinç ve Başarıya Dönüştürülür?"ü araştırmıştır. Fikirlerinizi bir karatahta veya silinebilir tahtada listeleyebilirsiniz. Fikirlerinizle birlikte bir zihin haritası bile oluşturabilirsiniz.

3. Oyun zamanını öncelik haline getirin:

Reznick "Her gün eğlendiğinden emin ol" der. Günde sadece 30 dakika olsa bile, zamanınızı en iyi şekilde kullanın.

4. Yaşadığınız yerin avantajlarından faydalanın:

Reznick, dışarıda olmak için yaz dönemin,in mükemmel bir zaman olduğunu söyler. Bulunduğunuz bölgenin bir plajı varsa, güneşlenin ve birlikte kumlardan şatoyu inşa edin. Eğer göl varsa, gidip suyun tadını çıkarın. Yaşadığınız bölge, fuarlara ev sahipliği yapıyorsa, bir sonraki fuarın tarihi öğrenin. Çünkü birçok şehirde parkta ücretsiz konserler veya müzelerde ve kütüphanelerde çocuk dostu etkinlikler sunuluyor.

5. Günlük aktiviteleri eğlenceli hale getirin:

Ebeveyn olarak şüphesiz evde yapılan tadilatlar ve evde pişirilen yemekler de dahil olmak üzere uzun bir iş listeniz vardır. Çocuklarınızı bu gündelik etkinliklere katın.

Bir rafı düzeltmeniz mi gerekiyor? Reznick, bunu sıkıcı bir yük olarak sunmaktan ziyade, "Vay be, birlikte bir raf yapacağız" gibi bir şey söylemeyi öneriyor. "Hangi renkleri seçmeliyiz? Bana boyamaya yardım edebilirsin" gibi yönlendirmeler yapın. Yaratıcı tarifleri birlikte arayın ya da her gün ya da haftada bir tema gecesi yapın. Çocuklarınızın markette size katılmalarını sağlayın ve yemek hazırlamanıza yardımcı olsun.

6. Spontane olun:

Reznick, ‘Normalde yapmayacağınız bir şey yapın.’ der. Örneğin, günü tamamen kendize ayırın (veya eve birkaç saat erken gelip). Plaja gidin, ya da sıcak yağmurda bir yürüyüşe çıkın ve su birikintileriyle oynayın.

7. Kendi kampınızı oluşturun:

Reznick'e göre, pek çok aile, anne ve baba kamplarına katılıyor. Her ebeveyn sırayla kendi çocuğunu ve diğer çocukları alıp, gezdiriyor. Ebeveynlerin sırası geldiğinde, diğer ebeveynlerin çocuklarını farklı geziler için alabilir. Böylelikle, çocuklar eğlenir ve dışarıda zaman geçirirler bu sırada da her ebeveyn dinlenir.

8. Evinizi önemseyin:

Eviniz, eğlencenin tadını çıkarmak için harika bir yer ve ücretsiz! – Örneğin; etkinlikler. Tahta oyunları oynayın (sadece rekabetin değil eğlenmenin odağını tutun); Müziği koyup dans edin ; kendi şovunuzu yaratın. Böylelikle çocuklar güzel bir gün geçirebilir.

9. Kendi içinizdeki çocuğa bağlanın.

Reznick, "Kendiniz çocukken nasıl olduğunuzu ve eğlenmek için yaptığınız şeyleri hatırlayın" der.

10. Çocuklarınızı sanatsal aktivitelere dahil edin:

Yaratıcılık koçu Gail McMeekin; ailelerin aile fotoğrafları, okul kağıtları, ödüller, hatıralıklar veya videolarla birlikte , duvar vitrini, dijital kitaplar veya multimedya ürünleri oluşturmalarını önermektedir.

Bu sayede , çocuklar kendi projelerini oluşturabilir ve en mutlu aile anlarını veya hayatlarındaki en önemli günleri yakalar.

11. Çocuklarınızı küçük işletmeler kurmaları için teşvik edin:

McMeekin, "Pek çok genç gelecekte girişimci olacak; limonata stantları veya oyuncak alışverişleri gibi küçük işletmeleri kurmak ya da sevdikleri bir şey satmak ilham vermek ve öğrenmek için mükemmel bir fırsat olabilir" der.

Derleyen: Duygu Ballı
Kaynak: PsychCentral

0
  974 Hits

Bağlantılar

Nesil Aile Danışma Merkezi


Çalışma Saatlerimiz

  • Hafta İçi: 9:00 - 18:00
  • Cmt: 9:00 - 18:00
  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120

Adresimiz

Süleyman Seba Cd. No:62 Spor Ap. Kat:1 Daire:2
Vişnezade / Beşiktaş/ İstanbul




  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120