Psikoloji Blogu

Sık sık güncellenir.

Sonbahar Depresyonu

Sonbahar Depresyonu

Sonbahar depresyonu olarak da adlandırdığımız “mevsimsel depresyon” her yılın aynı dönemi görülür. Çoğu kişide bu semptomlar sonbaharda başlar ve kışın da devam eder. Mevsimsel depresyonda, kişi olumlu olaylar yaşadığı halde kendini depresif hissedebilir. Bunun nedeni azalan güneş ışınlarıdır. Güneş ışınları azalınca kişinin biyolojik saati bozulabilir, duygu durumunu etkileyen hormon olan serotonin (mutluluk hormonu) azalır. Bu değişiklikler mevsimsel depresyona zemin hazırlayan en önemli unsurlardır.

Sonbahar Depresyonun Belirtileri (Semptomları)  Nelerdir?

  • Enerjide düşüklük
  • Çok ya da az uyumak
  • İştah değişiklikleri. Genellikle karbonhidratlı gıdalara yönelmek
  • Konsantrasyon bozuklukları
  • Gergin ruh hali
  • Umutsuzluk hissi 

Bu semptomlar, bir depresyon habercisi olabileceği gibi, bipolar bozukluğu olan kişilerde de görülebilir.

Ne zaman bir uzmana başvurulmalıdır?

Bu semptomlar çalışmayı zorlaştırabilir, kişinin işine veya ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmesini engelleyebilir veya ilişkilerinde zorluklar yaratabilir. Bu durumlarda, bir uzmana başvurmak gerekmektedir.

Peki, bugün ne yapabiliriz?

  • Gün ışığından maksimum faydalanmak için, hava aydınlandığında uyanmış olup, melatonin hormonunun salgılanma saatleri olan 22:00-02:00 aralığında uykuda olmaya gayret edin.
  • Hormon salgısını düzenlendiğinde, vücut kendi kendini önemli ölçüde onarır. Bu onarımı desteklemek için, uyumadan birkaç saat önce yemek yemeyi, ve mavi ışık yayan elektronik aletlerle zaman geçirmeyi bırakın.
  • Havanın aydınlık olduğu saatlerde 45 dakikalık egzersizler yapmak hormon döngüsünü pozitif anlamda destekler.
  • Karbonhidratlar anlık bir enerji artışı getirse dahi, aynı hızda bir düşüşe sebep oldukları için sonrasında kişiyi daha depresif hissettirirler. Bunun yerine güne kahvaltıyla başlayıp, ara öğünlerde sağlıklı atıştırmalıklarla destekleyerek enerji seviyenizi belli bir noktada tutmaya gayret edin.
  • Bu günlük takviyeler yeterli gelmezse, terapi desteği ve ilaç tedavisi için bir uzmana başvurun.
1
  60 Hits

Okullar Açıldı….

Okullar Açıldı...

Okullar açıldı ve öğrenciler için olduğu kadar veliler için de yeni bir dönem başladı. Hepimizin sorunları ise hemen hemen aynı. Tablet ya da TV başında geçirilen uzun saatler, yapılırken bin dereden su getirilen ödevler, bitmeyen telefon mesajlaşmaları, evdeki yemeklere tercih edilen şekerli ve unlu atıştırmalıklar...

Süreci daha iyi yönetebilmek için bazı çözüm önerileri neler olabilir?

  • Kuralları senenin başında ilişkiler gerilmemişken koymak ve öncelikle kendimiz uymak.
  • Çocuk eve gelince onu bir yetişkinin karşılaması, uygun bir dinlenme aralığından sonra ödevlere sakin bir şekilde yönlendirmesi.
  • Uyumak için önceden belirlenmiş bir saatin olması ve olumlu duygularla günün kapatılması.
  • Çocuk okuldan gelince onun da tercih edeceği sağlıklı atıştırmalıkların yahut öğünün hazır edilmesi.
  • Ödev yapılan zaman dilimi içinde telefona ve tablete erişimin kısıtlanması.
  • Aile içinde yapılması gerekenlerin dışında oyun ve eğlence sürelerinin de düzenlenmesi ve hayattan keyif almaya devam etmek.....
1
  186 Hits

Dunning-Kruger Sendromu

Dunning-Kruger Sendromu

1995 yılında Pittsburg’da, McArthur Wheeler isimli bir adam limon suyu ile yüzünü görünmez hale getirip banka soyabileceğine inanmış, hatta inanmakla kalmayıp, bunu denemiş ve tabii ki kamera kayıtlarında yüzü ayan beyan belli olduğu için birkaç saat içinde yakalanmıştı. Bu olay Cronell Üniversitesi psikologlarından Justin Kruger ve David Dunning’in oldukça ilgisini çekmiş ve 2000 yılında bu fenomeni “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini arttırır” şeklinde açıklayarak Nobel Ödülü’nü kazanmışlardır.

Dunning-Kruger sendromu olarak da bilinen bu fenomen kısaca şunlardan bahseder:

  • Niteliksiz insanların ne kadar niteliksiz oldukları ile ilgili bir fikirleri yoktur.
  • Niteliksiz insanlar var olan sınırlı yeteneklerini de olduğundan fazla görürler.
  • Niteliksiz insanlar, nitelikli olanların, niteliklerini de fark edemezler.
  • Bu insanların ancak eğitimi artarsa kendi niteliksizliklerinin farkına varırlar.

Buradan hareketle, harekete geçmek hakkında kaygı duyduğumuz bazı meseleler az bilmekten değil çok bilmekten de kaynaklanıyor olabilir. Örneğin, konuların yüklü olduğu bir sınavda, çok çalışan öğrencinin stresten performansı düşerken, onun yarısı kadar bile çalışmayan öğrenci “nasıl olsa çalışmadım” diye rahat hissederek aynı performansı gösterebilir. Bu konuda yapılabilecek şey, elimizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra, hissettiğimiz kaygının kaynağının “fazla bilmek” olduğunun farkına varıp, kendimizi rahatlatmaktır.

1
  366 Hits

Okul Öncesi Dönemindeki (3,5-5 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

okul-oncesi-donemindeki-3-5-5-yas-cocugunuzun-gozunden-bosanma Okul Öncesi Dönemindeki (3,5-5 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

Gelişimlerinin bu evresindeki çocuklar birçok yeni beceri edinirler. Artık konuşabilirler, kendi arkadaşlıklarını kurarlar ve özbakım becerilerinin merdivenlerini adım adım tırmanmaya başlarlar. Kendi kişiliklerini geliştirip, bağımsızlıklarını ilan ederler. Okul öncesi çocukları başkalarına yardımcı olmaktan büyük keyif alırlar. Onlar için herşey bir oyundur. Hayaller ve gerçekler arasındaki çizgi onların için hala bulanıktır. Her ne kadar birçok beceriyi kazandıklarından artık bizlere epeyce yakın gözükseler de, bu dönem çocukları henüz zaman, gerçeklik veya neden-sonuç gibi kavramlarını anlayabilecek bilişsel becerilere sahip değillerdir. Okul öncesi dönemindeki çocuklar dünyanın hala kendi etraflarında döndüğüne ve birçok şeyi yaptırma güçleri olduğuna (tümgüçlülük) inanırlar.

Bu dönemdeki çocuğunuz boşanmayı nasıl deneyimler?

  • Boşanmanın sebebi olarak kendini suçlayabilir.
  • Boşanmanın getireceği büyük değişiklikler onun için ürkütücü olabilir. Ebeveynlerinden bir ya da her ikisi tarafından terk edileceğinden korkabilir.
  • Evden taşınan ebeveyni bir daha hiçbir zaman göremeyeceğini düşünüp bundan endişelenebilir.
  • Anne-babasının tekrar birleşmelerini diler ve bunu yapabileceğine inanır.

Stres belirtileri nelerdir?

  • Boşanmanın sorumluluğunu kendi üstüne alan konuşmalarda bulunabilir.
  • Dünyayı keşfetmek yerine ebeveynine yapışık bir hale gelebilir.
  • Gelişiminde gerilemeler gözlemlenebilir. Yatak ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma, öfke patlamaları gibi.
  • Herşeyi ve herkesi kontrol etmeye çalışıp, patronluk taslamaya çalışabilir. Bu, aslında boşanmanın yarattığı kaos ve belirsizlikte çocukların kendilerine güvenlik hissi yaratma çabasıdır.
  • Öfkesi büyük ölçüde artabilir.
  • Arkadaşları ile oynamada isteksizlik, üzüntü ve/ya yalnızlık görülebilir.

Ebeveynler yardımcı olmak için neler yapmalı?

  • Bu yaş aralığındaki çocuklar basit ve somut açıklamalara ihtiyaç duyarlar. Hangi ebeveynin evden ayrılacağını, çocuğun kiminle yaşayacağını, ona kimin bakacağını ve diğer ebeveyni ne sıklıkla göreceğini ona mutlaka anlatın. Bunlar birkaç kez konuşulması gerekebilecek konuşmalardır. Tek konuşmanın işleri çözmesini beklemeyin.
  • Öngörülebilir olun ve rutinlere sadık kalın. Aynı anda çok fazla şeyi değiştirmek çocukları ürkütebilir.
  • Çocuğunuzu bakıcısıyla bıraktığınızda geri geleceğinizin güvencesini ve saat kaçta döneceğinizi ona mutlaka anlatın. Verdiğiniz bu sözü tutacağınızdan emin olun.
  • Duyguları hakkında konuşabilmesi için ona alan açın. Birlikte kitap okumak ve oyunlar oynamak bu konuşmaları başlatabilmek için yararlı yöntemlerdendir.
  • Çocuğunuza onu çok sevdiğinizi ve bunu hiçbir şeyin değiştirmeyeceğini söyleyin.
  • Kabuslar görmeye başladıysa bunlar hakkında mutlaka onunla konuşun. Onun sizinle güvende olduğunu ve ona her zaman iyi bakacağınızı söyleyerek onu rahatlatın. Bu güvenceye boşanma ile çok daha fazla ihtiyacı var.
  • Diğer ebeveyni çocuğunuzun hayatında olan olaylar ile ilgili haberdar edin. Özel günlere her iki ebeveynin de katılacağından emin olun.
  • Çocuğunuzun öğretmenlerini ve hayatındaki diğer yetişkinleri boşanmanız konusunda bilgilendirin. Onlarla geçirdikleri vakitlerdeki davranışsal ya da duygusal değişimleri hakkında bilgi edinin ve birlikte bu büyük hayat olayı geçişinde yararlı olabilecek stratejiler belirleyin.

Makalede ele alınan sıkıntı belirtileri araştırmaların bize gösterdiği o yaş grubundaki ortalama çocukların verdiği tepkilerdir. Unutulmamalıdır ki aslında her çocuk biriciktir ve sizin çocuğunuz boşanmanızı çok farklı deneyimliyor olabilir.

Okuma Tavsiyesi

Bebeklik Dönemindeki (0 - 1,5 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

Erken Çocukluk Dönemindeki (1,5 - 3 Yaş) Çocuğunuzun Gözünden Boşanma

0 - 3 Yaş Arası Çocuklarda Boşanmanın Etkileri

Boşanma Çocuklar İçin Kötü Mü?

Boşanma Ergenlere Nasıl Anlatılmalıdır?

Boşanan Ebeveynler İçin En İyi 10 Öneri 

1
  368 Hits

Çocuklarda Bilgisayar Kullanımı

Çocuklarda Bilgisayar Kullanımı

Sosyal ve elektronik oyunlara erişimin her koşulda önemli kriterlerinden biri çocuğun yaşı olduğu unutulmamalıdır. Yetişkin denetimi küçük bir çocuğa İnstagram hesabı açtıktan sonra nasıl sağlanır bir düşünelim. 


Hadi paylaşalımı denetledik diyelim, erişim için ebeveyn  elimiz nereye kadar erişebilir ki... Pek çoğumuz kendi erişimlerimizi denetleyebiliyor muyuz? 



Gelin önce yetişkin duruşlarımızın farkına varalım; yasaklar yerine öğrenme ve alternatif paylaşımlar üzerine kafa yoralım. 
Daha sonra oyun saatlerini alternatif tekliflerle sınırlayalım. 
Beynin derin uyku için uygun koşulları sağlamasına fırsat verebilmek için uykudan iki saat önce hep birlikte oyunlardan ve sosyal medyadan uzaklaşalım.

2
  262 Hits

Ergenlikte Depresyon

Ergenlikte Depresyon

Kendimi sürekli yorgun hissediyorum. İçimden hiçbirşey yapmak gelmiyor. Boynum ve başım devamlı ağrıyor...

Etrafımdaki herkese kızgınım, devamlı neyin var diyorlar, bu beni çok rahatsız ediyor, kimseyle konuşmak içimden gelmiyor.

Sabahları uyanmak içimden gelmiyor. Hiçbirşey ilgimi çekmiyor.

Ergenlik çocuklukla yetişkinlik arasında bir geçiş dönemidir. Yoğun duygusal, fiziksel ve sosyal değişimlerin yaşandığı bu dönem hem ergen hem de ailesi için zor ve çalkantılı bir süreçtir. Çocuk olmakla yetişkin olmak arasında kalan ergenin kaygı,üzüntü, korku, çaresizlik, umutsuzluk gibi duyguları zaman zaman yaşaması normal gelişimin bir parçasıdır.

Ancak bu duygular bazen daha yaygın bir hale bürünüp, kişinin gündelik hayatını ve işlevselliğini etkileyebilir. Genetik yatkınlık,biyolojik, çevresel ve psikolojik etkenler ve büyüme hormone depresyonun ortaya çıkışında rol oynayan başlıca etmenler arasındadır. Ayrıca, aile içinde rollerin değişmesi, sorumluluğun ve geleceğe yönelik beklerin artması da depresyonu tetikleyen nedenler arasında olabilir.

Ergenlikte depresyon tanısı koymak yetişkinlerdekine göre daha zor olabilir. Çevresiyle duyguları hakkında konuşmak istemeyen ergen içe kapanabilir. Ergenlerde beden dili, jestler mimikler depresyon tanısını koyarken sözel iletişim kadar önemlidir. Gencin aile ilişkileri kadar, yakın çevresiyle ve arkadaşlarıyla kurduğu ilişkilerin niteliği de önemli bir ipucu sağlayabilir. Okuldaki başarısı ve genel tutumu kadar doyurucu bir soyal çevrenin içinde olup olmaması da depresyonu neden olan etkenler arasında yer alabilir.

0
  358 Hits

Aldatmak

Aldatmak

Burada aldatmak kavramını, başkalarıyla romantik, duygusal ve cinsel ilişki yaşamayacaklarına dair birbirine söz vermiş çiftler için kullanıyorum. Eğer ilişkide böyle bir söz verilmemişse aldatma da olmaz.

Aldatma, insanın kendisini ve yaptıklarını olduğundan farklı göstermesidir, başka türlü olduğunu söyleyip başka türlü davranması ve karşısındakinde gerçeklikten farklı bir algı oluşturmaya çalışması yani onu yanıltmasıdır. Birlikte yaşadığı kişi, başkalarının giremeyeceği bir ikiliğin içinde olduğunu, bir birliğin parçası ve birisi için biricik olma durumu yaşadığını sanırken aslında partneri başkalarıyla da romantik, cinsel, duygusal paylaşımlarda bulunuyordur. Ne olur insan aldatıldığını öğrendiğinde? Biz olma duygusu zedelenir. Daha da önemlisi, gerçek olarak yaşadıklarının bir yanılgı olduğunu öğrenmenin hayal kırıklığı yaşanır.

Dünyanın her yerinde genel olarak yıkıcı olduğu düşünülen ve tüm dinlerce yasaklanmış olan aldatma, istatistiklere göre en yaygın insan davranışından biridir. İnsanların neden aldattığı ise aldatan kişinin iç dünyası ve çift ilişkisinin dinamikleriyle bağlantılıdır. Aldatma ve nedenleri tıpkı parmak izi gibi her ilişki için farklı bir nedene bağlı olarak değişir. Çünkü ilişkiler ruhsal yapılarla belirlenir ve iç dünya çok katmanlı bir yapıdır. Aldatmanın ortak bilinçdışı anlamları ise her ilişkinin kendi dinamiklerine özgüdür.

Örneğin, eşler arasında yetişkin ilişkisindeki gibi bir karşılılık yerine birinin ebeveyn diğerinin çocuk rolünde olduğu bir ilişki yapısında, diğer partner onu yalnızca bakım veren, ihtiyaçları karşılayan, kendisini anlayan ve rahatlatan bir anne veya baba konumuna getirir. Eşiyle cinsellik ya da romantik duygular içeren bir yakınlaşma yaşamayı bilinçdışı olarak “bir tabu” gibi görmeye başlayabilir. Özellikle bir bebekleri olduğunda bu konumları daha net hissedebilir ve eşi cinsel ve romantik olarak arzulamaz hale gelebilir. Büyük olasılıkla bebeği bir bariyer gibi aralarına alırlar Artık cinsellik ve romantik yakınlık, evlilik dışında tatmin edilecek bir ihtiyaç haline gelir.

Bazen de içinde var olan kökleri çocukluğundan, kendi anne babasıyla çatışmalı ve baskıya dayalı bir ilişkiden gelmiş kişi, böyle bir çatışmayı var olan ilişkisine taşır. Bu da çocuklukta ebeveynle yaşanan ilişkideki psikolojik etkenlerin güncel ilişkiye yansımalarından biridir.

Çoğunlukla, insanların farklı heyecan ve deneyimler yaşamak, tutarlılık, devamlılık, toplumsal kabul ve güven duygusu veren ilişkisini kaybetmeden farklı , heyecan ve deneyimler yaşamak için aldattığını görürüz. Çünkü var olan ilişki, günden güne, tutku, oyun, merak, yenilenme pahasına aynılığı ve tekdüzeliği sürdürmektedir. Tekdüzelik, muhtemelen karşılıklı olarak devam ettirilen bir yapıdır çünkü aslında kişiler içten içe, ilişkilerin zamanla böyle olacağına ve heyecanın ancak başka kaynaklardan karşılanabileceğine inanır. İlişkiyi böyle bilenler için, partner güvenli limandır ama gemiler limanda durmak için yapılmamışlardır. Dolayısıyla aslında aldatma kaçınılmaz bir sonuçtur. Dönüp dolaşıp gelecek olsalar da gemiler limandan ayrılarak başka sulara açılırlar.

Kimi zaman da kişi tıpkı anne babası için yaptığı gibi karşı taraftan sevgi görmek ve onay almak için varını yoğunu ortaya koyar. Sevilmek için öyle büyük bir enerji sarf eder ki bu yatırımının karşılığını göremediğinde geçmişten de gelen hayal kırıklığının izleriyle büyük bir öfke duyar. Hak ettiği alamayan, sevgisine karşılık görmeyen, mahrum ve tatminsiz kalmış küçük bir çocuk gibi hissettiğinde de onu bu duygulara maruz bırakan kişiye misilleme yapar. Hissettiği gibi hissettirmek aldatır. Bu durumda aldatmayı, iyice dolaşmış ve içinden çıkılmaz haline gelmiş sorunlar yumağından sıyrılmak için bir yardım çığlığı olarak da duyulabiliriz.

Yukarıda altını çizdiğim gibi eşler arasında aldatmanın nedenleri her ilişkinin kendi dinamiğine özgüdür. Ancak klinikte en çok karşılaştığım durumlardan biri kendilerini ayrılmaz bir bütün olarak hissetmek için kendi kişilik sınırlarından vazgeçerek ilişki içinde kaybolmuş, adeta bir düğüm haline gelmiş çiftlerin yaşadığı zorluklardır. Birbirinin yanından hiç ayrılmayan, her şeyi birlikte yapan, aynı dost, hatta iş çevresinin dışına çıkamayan, kendilik sınırları ve mahremiyeti olmayan çiftler, kendilik duygusunu ve kimliğini muhafaza edemez ve yalnızca çift ilişkisi üzerinden kendisini tanımlayabileceğini düşünür. Kişisel varlığının devamı diğerine bağlı olduğundan onu sürekli kontrol altında tutarak, üzerinde baskı kurarak, ayrışmayı engellemeye ve sembiyotik ilişki yapısını korumaya çalışır. Buradaki bir ve bütün olma yanılgısı vazgeçilmesi zor bir güvenlik duygusu yaratsa da ilişkinin gardiyanlığını üstlenen partner de dahil olmak üzere herkes hapis hayatı yaşar. Çıkış yolu, bu duygusal bağımlılıktan daha fazla rahatsız olan partner tarafından ilişki dışında aranır. Özetle, aldatma, nedenleri ne olursa olsun, ortak olarak yaratılmış bilinçdışı çatışmaların yasak ilişki ile dışlanmasıdır.

Okuma Tavsiyesi:

Aldatma nedir? İnsanlar neden aldatır?

 

0
  480 Hits

Çocuk Gelişimine Yakından Bakmak

Çocuk Gelişimine Yakından Bakmak

Uzmanların son yıllarda gelişimsel tarama ve değerlendirmelere dikkat çekmelerinin nedeni, gelişimsel geriliklerin erken dönemde tespit edilmemesinin, güçlüklerin artarak devam etmesine ve çocuk ile ailenin hayatını olumsuz etkilemesine neden olmasıdır. Ne yazık ki, çoğunlukla önemsenmeyen ya da fark edilmeyen gelişimsel geriliğe sahip çocukların güçlükleri okul dönemine kadar devam etmekte, artarak devam etmiş bu güçlükler ise çocuğun uyum ve öğrenme süreçlerini son derece olumsuz etkilemektedir.

Elbette anne-baba olarak gelişimi; çocuğunuzun oyunlarına, konuşmalarına, davranışlarına ve öğrendiklerine yakından bakarak takip edebilirsiniz. Şüphesiz anne-babalar ve çocuğa bakım veren diğer yetişkinler çocuğa en yakında olmaları açısından pek çok yeni adımı gözlemleyebilmek adına avantajlıdırlar. Fakat, bazen bu kadar yakın olmak objektif olarak gelişimi değerlendirmemizi ya da bazı aksamaları görmeyi güçleştirebilir. Unutmayalım ki, çocuğunuzun gelişimini takip etmek, yalnızca bedensel (boy, kilo, fiziksel sağlık) gelişimini izlemek değildir. Sağlıklı bir çocuk, hem fiziksel hem de zihinsel, dil, sosyal, duygusal ve öz-bakım alanlarında yaşına uygun becerileri edinebilen çocuktur.

Çocuk gelişimini değerlendirmek için bu alanda çalışan psikologlar, ‘gelişimsel tarama’ ya da ‘gelişimsel değerlendirme’ den yararlanırlar. Gelişimsel tarama ve değerlendirme, çocukların içinde bulundukları yaşa ait temel becerileri edinip edinmediğini ve olası bir gelişimsel gecikmeyi değerlendirmek amacıyla kullandıkları araçlardır. Gelişim değerlendirmesi uygulayan uzman çocuğunuzla doğrudan iletişime geçip gelişimsel düzeyini anlamaya yönelik standartları olan özel olarak tasarlanmış oyunlar oynayarak bir değerlendirme yapabilir, anne-baba, bakım veren veya çevredeki diğer kişiler ve nesneler ile nasıl ilişki kurduğunu gözlemleyebilir ve anne-babaya çocuğunuzun gelişimi ile ilgili çeşitli sorular sorabilir. Edinilen bilgiye göre çocuğun gelişiminin genel olarak ve spesifik gelişim alanlarında normal sınırlarda seyredip seyretmediği değerlendirilir ve gerekirse gelişimi destekleyici bir plan oluşturulabilir.

0
  439 Hits

Televizyon Gerçekten Sihirli Bir Kutu Mu?

Televizyon Gerçekten Sihirli Bir Kutu Mu?

Günümüzde televizyon, çocuklarımızın en çok tercih ettiği iletişim ve eğlence araçlarından biridir. Rengarenk, sürekli değişen görüntüler ve sesler örüntüsü sunan bu "sihirli kutu" kimi zaman çocuklarımızın hayatında oyun vaktinden bile daha fazla zaman almakta.

Elbette, çocukların televizyon izleme alışkanlıkları ailelerin günlük alışkanlıkları ve seçimleriyle doğrudan ilişkili. Bos zamanlarını televizyon izleyerek geçiren ailelerin çocukları bos zamanlarında farklı aktiviteler ile ilgilenen ailelerin çocuklarına göre daha uzun saatler televizyon izlemekte. Bunun yani sıra, çalışma hayati, ev isleri, kalabalık aile ortamı, hastalık gibi farklı nedenlerle çocuklarına zaman ayıramayan anne-babaların, televizyonu çocuklar için "oyalayıcı" veya "çocuk bakıcı" bir araç olarak kullanmaları yine çocukların televizyon karşısında geçirdikleri zamanı arttırmakta.

Bu nedenle, anne-babaların televizyon yayınlarının içeriği ve süreleri konusunda sınırlamalar getirmeleri çok önemlidir. Araştırmalar, gün içinde devamlı olarak (ara vermeden) televizyon izlemek yerine, yarım saatlik süreyi aşılmaması gerektiğini vurgulamışlar, bu sürenin uzamasının öğrenmeyi olumsuz etkilediğini ortaya koymuşlardır. Anne-babanın çocuğun izlediği programa hakim olması, içerik hakkında çocuğa sorular yöneltmesi ve yorumlar yapması, çocuğun gerçek ve fanteziyi ayırt etmesi kadar izlediklerini anlamlandırması açısından son derece önemlidir.

Detaylı Makale:

Televizyon Gerçekten Sihirli Bir Kutu Mu?

Okuma Tavsiyesi:

Çocuklar ve Ekran Zamanı

Çocuklarda Konsantrasyonu Artırmak İçin Etkili İpuçları

Çocukların Başarısız Olmasına Yol Açan 9 Neden

0
  345 Hits

Fibromiyalji

Fibromiyalji: Fibromiyalji Nedir? Fibromiyalji Terapisi ve Tedavisi Nasıl Yapılır?

Fibromiyalji Sendromu vücutta yaygın ağrıların olduğu, yorgunluk ve hassasiyet ile seyreden kronik bir hastalıktır. Toplumdaki yaygınlığı %2-4 aralığındadır. Hastaların % 80-90'ınını 40-60 yaş grubu kadınlar oluşturur. Yaygınlık yaşla birlikte artmakta ve 30-40 yaşları arasında en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Fibromiyaljiye sıklıkla depresyon ve kaygı gibi psikolojik bozuklukların da eşlik ettiği saptanmıştır.

Migren, ise başın belli bir tarafında saatler ya da günler boyu devam edebilen ve zaman zaman mide bulantısı, ışığa hassasiyet ve sese hassasiyet gibi durumların da eşlik edebildiği şiddetli ağrıdır.

Türkiye'de 15-55 yaş arasında migren yaygınlığı %16.4 bulunmuştur. Kadınlardaki migren oranı %21.8, erkeklerdeki ise %10.9'dır. Yani, kadınlarda migrene daha sık rastlanmaktadır.

Hem migren hem de fibromiyalji kronik bir hastalık olup, tedaviye direnç gösterebilir. Bu hastalıklardan muzdarip olan kişiler fiziksel sıkıntılar yaşamakla kalmazlar, gündelik hayatları, sosyal hayatları, özel hayatları ve iş hayatları da ciddi şekilde etkilenebilir. Hastanın atakları şiddetinden ötürü travma yaratacağı gibi, bir travma sonrası da gelişmiş olabilir.

Günümüzde migren tedavisinde EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) yöntemi, kullanılmaktadır. Bu tedavi hastalık ataklarını bir daha geri gelmemek üzere ortadan kaldırabilmektedir.

2
  469 Hits

Nesil Aile Danışma Merkezi


Çalışma Saatlerimiz

  • Hafta İçi: 9:00 - 18:00
  • Cmt: 9:00 - 18:00
  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120

Adresimiz

Süleyman Seba Cd. No:62 Spor Ap. Kat:1 Daire:2
Vişnezade / Beşiktaş/ İstanbul



  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120
Whtasapp eBülten Aboneliği

Güncel psikoloji haberleri ve makalelerini ücretsiz takip etmek için telefon numaranızı yazın.