Zeka Testlerinin Sakıncalı Popülaritesi

Zeka Testlerinin Sakıncalı Popülaritesi Zeka testlerinin kullanımı son yıllarda oldukça yaygınlaştı ve popülaritesi ciddi düzeyde arttı. Rekabetçi sınav sistemi, bazı okullarda yüksek düzey zihinsel becerilere sahip çocuklar için ‘özel’ sınıfların açılması, bazı eğitimcilerin ve ailelerin çocukların zeka düzeylerine yönelik merakı ve buna göre uygun bir yönlendirme yapabileceklerine inanmaları da bu uygulamalar ile ilgili talebin artışında etkili nedenler arasında olabilir.

Zeka testlerinin gerçek bir ihtiyaç olmadan yaygın ve sıklıkla kullanılması kadar, bu değerlendirmeleri uygulama ve yorumlama bilgi ve deneyimi olmayan kişiler tarafından yapılması da sakıncalı bir boyuta gelmekte. Klinik ya da okul ortamındaki gereksiz kullanımı bir yana, zeka testlerinin İnternet üzerinden çeşitli promosyonlarla kişilerin isteğine bağlı ulaşıp kullanabileceği bir ürünmüş gibi satışına da hayret ve endişe içinde şahit olmaktayız.

Dolayısıyla zekanın tanımı, nasıl değerlendirilebileceği, zeka testlerinin kime, ne amaçla, hangi koşullarda ve kim tarafından uygulandığı bugün her zamankinden daha fazla üzerinde düşünülmesi gereken bir konu haline geldi.

Zaman İçinde Değişen Zeka Kavramı

İlk zeka testi Fransız Devleti’nin 1904 yılında Alfred Binet adlı bir uzman ve çalışma arkadaşlarından, Paris okullarından başarısızlık riski taşıyan öğrencilerin belirlenmesi için bir araç geliştirmelerini istemesiyle ortaya çıkmıştır. Çalışmaları sonucu Binet insan zekasını objektif olarak değerlendirerek, sayısal bir değer ile tanımlayan, hemen hemen herkesin bildiği IQ (Intelligence Quotient) sonucunu ortaya çıkaran bir zeka testi geliştirir. Stanford-Binet testi olarak düzenlenen ve hızla dünyaya yayılan bu test hem eğitim kurumlarında hem de hastaneler ve kliniklerde yaygın olarak kullanılır. Bu bakış açısıyla zeka, sayısal olarak ölçülebilir ve değişmez bir ölçü olarak belirlenmiştir. Ardından gelen Piaget gibi çocuk gelişimini yakından gözlemleyen araştırmacılar zekanın değişmez olmadığını, doğuştan gelen özellikler, yaşam deneyimleri ve çevresel faktör ile şekil aldığını öne sürmüşlerdir. Zeka testlerinin ortaya çıkışından bugüne kadar ise zekanın tanımı ve zeka testlerini gerçekte neyi ölçtüğü tartışmalı bir konu olmuştur.

Zeka denince pek çoğumuzun aklına, zeka testleri sonucunda elde edilen zihinsel becerilerimizin sayısallaştırılmış bir tanımı, bir zeka puanı gelir. Oysa, günümüzde artık zekayı tek bir sayısal değere indirgeyen kısıtlı bakış açısından uzaklaşılmıştır. Zeka bireylerin sahip oldukları yetenek ve potansiyellerin bir bütünü olarak tanımlanmıştır. Bu noktada, Gardner’ın Çoklu Zeka Teorisi’nin de katkısı önemlidir. Çoklu Zeka (Multiple Intelligences) kavramını 1983 yılında ‘Frames of Mind’ adlı yayında ortaya atan Gardner, daha sonra 1993 yılında yayınlana ‘Multiple Intelligence’ yayınında da kuramsallaştırılmıştır. Gardner zekanın tek bir yapıdan meydana gelmediğini öne sürmüş, insanların birbirinden bağımsız pek çok zeka alanına sahip olabileceklerini ve bu zeka türlerinin zaman içinde gelişebilir olduğunu vurgulamıştır.

Yıllar içinde zeka tanımının genişlemesi ve zekaya bakış açımızın gelişmesi ile birlikte, ‘zeki çocuk’ tanımlamalarımız da değişmiştir. Zeka, yalnızca okuma ve matematik alanında başarı kriteri olarak tanımlanmaktan çok öteye geçmiştir. Unutmamak gerekir ki, her çocuk farklı zeka alanlarında değişen ölçülerde zeki ve beceriklidir.

Zeka testlerinin uygulanması ve yorumlanması

Elbette zeka testleri gerçekten amaca yönelik uygulandığında ve bir uzman tarafından çocuğa bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılarak yorumlandığında, onun zihinsel potansiyeli, bilişsel güçlü ve zayıf yanları, bilgiyi hangi yoldan daha iyi edindiği ya da öğrenme sürecinde zorlandığı alanlarla ilgili önemli ve değerli bilgiler verir. Çocuğun zayıf yanlarının desteklenmesinde, güçlü yanlarının kullanılmasına, potansiyelini sergileyebilmesine yönelik yönlendirmeler yapılmasına (bireyselleştirilmiş eğitimsel terapi gibi) fırsat sağlar. Öte yandan, alandaki güncel tartışmalar en çok kullanılan ve güvenilir zeka testlerinin bile zihinsel becerileri ölçme açısından kısıtlı kalabildiğini, belirli becerilerin değerlendirildiğini öte yandan yaratıcılık, sosyal ve duygusal beceriler gibi alanların değerlendirmenin dışında kaldığına vurgu yapmaktadırlar.

  • Bugün İnternet üzerinden bile pazarlanan ve uygulanabileceği iddia edilen sayısız zeka testi vardır. Öte yandan, zihinsel becerilerin değerlendirilmesinde daha güvenilir sonuçlar verdiğine inanılan, yıllar süren araştırmalar sonucu elde edilen ve uzmanlar tarafından uygulanan az sayıda zeka testi mevcuttur (Wechsler Zeka Testi, Stanford-Binet Zeka Testi, CAS gibi). Bu testler ABD veya Avrupa ülkelerinde geliştirilmiş olabilir, öte yandan ülkemizde uygulanması için de yine yıllar süren kapsamlı adaptasyon çalışmalarının yapılması gerekir.
  • Zeka testleri yıllar içinde revize edilir; hedef popülasyonun değişen yaşam koşulları, değişen eğitim müfredatı, vb. değişkenlere bağlı olarak içerik yenilenir. Uygulanan testin güncel olması gerçekten değerlendirilmek istenen becerilerin değerlendirilebilmesi açısından önemlidir.
  • Zeka testlerini uygulayan ve yorumlayan uzmanların bu testleri uygulamaya yönelik bir profesyonel eğitim almış olması önemlidir. (Örneğin, Türkiye’de standardizasyon ve adaptasyon çalışmaları yapılmış WISC-IV testinin eğitimi Türk Psikologlar Derneği tarafından verilmektedir).
  • Herhangi bir problem tanımı ve geçerli bir neden yokken, yalnızca okul ve ailenin çocuğun zekasına yönelik meraklarını gidermek için zeka testi uygulamak sakıncalıdır. Normal gelişim seyrinde büyüyen bir çocuğa zeka testi uygulanması beklenmez. Bu durum ne yazık ki, psikologlar için meslek yasası ve mesleki standartlar olmayan ülkemizde çok karşılaşılan endişe verici bir durumdur. Zeka testleri, ancak çocuğun hayatında adaptasyon ve öğrenme sürecini etkileyen bir problem tanımı olduğunda, çocuğun zihinsel becerilerinden güçlü yanları anlamak ve zorlandığı alanlarla ilgili bilgi sahibi olmak, buna bağlı olarak gereken yönlendirmelerin ve düzenlemelerin yapılması amacıyla uygulanır (çocuğun özel eğitim ihtiyacının belirlenmesi, kaynaştırma programına dahil olması, vb. düzenlemeler).
  • Zeka testlerinin sonuçlarının bir sayısal değer olarak aile ile paylaşılması etik değildir. Teknik ve sayısal bilgiler uzmanlar için anlamlıdır. Test ile ilgili teknik detayları bilmeyen, bilmesi de beklenmeyen aile için sayısal değerler bir anlam ifade etmeyeceği gibi kafa karıştırıcı olabilir veya çocukla ilgili yanlış beklentilerin oluşmasına, yanlış yönlendirmeler yapılmasına neden olabilir. Nitekim daha önce değinildiği gibi zeka çok daha karmaşık bir olgudur. Zeka testlerinin sonucu yalnızca bir sayısal değerlendirmeden fazlasını verir (Çocuğun farklı zihinsel alanlarda kendi yaşıtlarına kıyasla hangi noktada olduğuyla ilgili bilgi sağlar ve bu beceriler yorumlanarak çocuğun güçlü ve zayıf becerileriyle ilgili bilgi elde edilir).
  • Zeka testlerinin sonuçlarının bir sayısal değer olarak çocuk veya genç ile paylaşılması da etik değil ve son derece sakıncalıdır. Bir çocuğun kendi becerileri ile ilgili sayılarla veya kelimelerle ‘üstün’ ya da ‘zihinsel olarak yaşıtlarının gerisinde’ olarak tanımlanması çocuğun öğrenmeye merakını, çabalama arzusunu baltalayabilir, özsaygısını ve özgüvenini olumsuz bir şekilde etkileyebilir. Kulağa olumlu gibi gelse de çocuğun ya da becerilerinin etiketlenmesinin öğrenme ve motivasyon üzerinde bedelleri ciddi olabilir.
  • Zeka testlerinin sonuçları ancak alanda deneyimli uzmanlar tarafından yorumlanabilir. Formal zeka testleri yorumlanırken sonuçlarına ek olarak çocuğun gelişimsel öyküsü, içinde büyüdüğü ev ve okul ortamı, mizacı, duygu durumu, değerlendirmeci ile kurduğu ilişki ve değerlendirme sırasındaki tutumu gibi ekolojik bilgiyi yorumlamak da son derece önemlidir. Zeka testi sonuçları ekolojik bilgi göz ardı edildiği takdirde eksik ya da yanlış yorumlanabilir. Örneğin, zeka testinde düşük bir sonuç sergileyen çocuğun sınırlı zihinsel potansiyele (ya da mental retardasyona) sahip olduğu düşünülebilir. Oysa, bir çocuğun herhangi bir test sırasında potansiyelini sergileyememesinin zihinsel potansiyeline bağlı nedenleri dışında; hastalık, yorgunluk, düşük motivasyon, duyu kaybı (işitme ya da görme gibi), dile bağlı problemler, yoğun performans kaygısı vb. gibi duygusal nedenler gibi nedenleri olabilir.
  • Bu nedenle, zihinsel becerilerin yalnızca bir test ile değerlendirilmesi yeterli olmayabilir. Bu süreç bir testten değil, bir değerlendirme sürecinden ibaret olmalıdır. Bu sebeple test ve değerlendirme ayrımını anlamak önemlidir. Değerlendirme, farklı yaklaşımlar kullanarak aile ile ön görüşme, okul ile bilgi alışverişi (gözlem ve raporların incelenmesi), çocuğa yönelik gözlem içeren, çocuğu daha yakından tanımayı, güçlü ve zayıf yanlarını anlamayı amaçlayan bir süreçtir. Test ise, yalnızca bir beceri alanını belirlemeye yönelik, kapsamlı değerlendirme sürecinin parçacı olan bir araçtır.
Yazar: Bengi KeskinE-Posta: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Bağlantılar

Nesil Aile Danışma Merkezi


Çalışma Saatlerimiz

  • Hafta İçi: 9:00 - 18:00
  • Cmt: 9:00 - 18:00
  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120

Adresimiz

Süleyman Seba Cd. No:62 Spor Ap. Kat:1 Daire:2
Vişnezade / Beşiktaş/ İstanbul




  • 0212 225 0444
  • 0533 472 6120


0
Paylaşım